11 Eylül 2021 Cumartesi

Belde Omurilik Ve Sinir Sıkışması (Lomber Dar Kanal) Nedir? Nasıl oluşur? Hangi Doktora Başvurmak Gerekir? Tedavisi Nasıl yapılır?

                                                                                        Prof.Dr. Semih Keskil 

Omurilik ve sinir sıkışması, omurganın her seviyesinde oluşabilmekle beraber en sık bel bölgesinde rastlanan, omurga kanalının belli sebeplerle daralması sonucu, omuriliğin ve bacaklara doğru yayılmak üzere omurilikten çıkan sinirlerin sıkışmasına verilen isimdir. Pek çok sebebi bulunmakla birlikte sıklıkla; omuriliğin arka kısmında bulunan yumuşak dokuların kalınlaşması, bel omurlarının kayması gibi sebeplere bağlı olarak omuriliğin sıkışması durumlarında görülür. Bel ağrısı, bacaklarda ağrı, uyuşma, kramp, çok kısa mesafe yolu dahi yürümekte zorlanma, ilerleyen vakalarda sık idrara çıkma, idrar kaçırma, bacaklarda veya ayaklarda güç kaybı veya his kaybı gibi şikayetlerle kendini gösteren bir hastalıktır. Tedavisi beyin cerrahisi uzmanınca yapılır. 

Mevcut şikayetler ile başvuran hasta, ayrıntılı bir fiziki muayeneden geçirildikten sonra bel omurgasına yönelik MR ve Tomografileri çekilerek, bel bölgesinde,  omuriliğin ve omurilikten çıkan sinirlerde sıkışıklık olup olmadığına bakılır. Gerekli görülen durumlarda hastanın bel bölgesine yönelik röntgen filmleri de istenir. Hastanın şikayetleri hafif derecedeyse ve omuriliğindeki sıkışıklık henüz belli sınırlara ulaşmamış ise öncelikle ağrı kesici, kas gevşetici ilaç tedavileri uygulanır. Kilo kontrolü , ağır kaldırmama gibi konularda hasta eğitimi verilir. Gerekli görüldüğü hallerde bacaklardaki kramp ve uyuşma şikayetlerine yönelik ilaç tedavisi başlanabilir veya hasta bir Fizyoterapiste yönlendirilebilir. 

Çekilen filmlerde sıkışıklığın ileri derecede olduğu,  hastanın şikayetlerinin günlük yaşamını olumsuz etkileyecek ve yürümesini dahi zorlaştıracak kadar fazla olduğu durumlarda cerrahi tedaviye karar verilir. Hastanın şikayetleri, yaşı, ek hastalıkları, sıkışıklığın belin hangi bölgelerinde ve ne kadar ileri derecede olduğu göz önüne alınarak ameliyatta ne yapılacağına karar verilir. Bazı durumlarda sadece sıkışıklığa sebep olan yumuşak doku sinirin üzerinden kaldırılıp sinir dokusu rahatlatılırken sıkışıklığı birçok yerde ve ileri derecede olan hastalarda bunun daha geniş alanlara uygulanması ve sonrasında hastanın belinin metalik vidalar aracılığıyla sabitlenmesi gerekir. 

Nasıl ki en iyi beyin tümörü ameliyatı, en iyi Alzheimer ameliyatı, en iyi bel fıtığı ameliyatı için en iyi beyin cerrahını arıyorsak bu operasyon içinde bu konuda  tecrübeli ve başarılı bir beyin cerrahisi uzmanını bulmak gerekir. Ankara beyin cerrahi camiasında, bu operasyonu en iyi ameliyathane ve en iyi yoğun bakım şartlarına sahip merkezlerde yapabilecek,  bu konuda oldukça deneyimli birçok beyin cerrahı mevcuttur. 

Belde omurilik ve sinir sıkışması (Lomber Dar Kanal),toplumda oldukça sık görülen ve yarattığı şikayetler sebebiyle varis, romatizma vb. hastalıklarla sık karıştırılan bir hastalıktır. Siz de benzer şikayetlerden yakınıyorsanız hiç vakit kaybetmeden iyi bir beyin cerrahına başvurmanız tavsiye olunur.

Subaraknoid kanama nedir? Hangi nedenlere bağlı olur? Ne zaman ameliyat edilir? Hangi doktora başvurmak gerekir?

                                                                                                                Prof.Dr. Semih Keskil 

    Subaraknoid kanama (SAK) beyinin 3 zarından biri olan araknoid mater altına olan kanamadır. Beyini bir örümcek ağı gibi sararak yaygın kanamaya neden olabilir. Nedenleri arasında kafaya alınan darbeler (travma), beyin baloncuk (anevrizma) kanamaları, beyin damar yumağı (AVM, arterio venöz malformasyon) kanamaları, damar yırtılmaları (diseksiyon), kanama parametrelerinde bozukluklar, tümör içi kanamalar ve sebebi bilinmeyen SAK olarak sıralanabilir. En sık 50-60 yaşlarında görülür, SAK olgularının %30’ u uykudayken meydana gelir. En sık ilkbahar ve sonbahar aylarında görülür, En sık başvuru nedeni hayatındaki en şiddetli baş ağrısıdır. Risk faktörleri yüksek tansiyon, sigara ve alkol bağımlılığı, doğum kontrol hapları, gebelik ve doğum, ileri yaş ve ailesel faktörlerdir. 

    Başvuru esnasında %97 hastada başağrısı mevcuttur ve hasta “hayatımdaki en şiddetli ağrı” olarak tarifler. Bunun dışında ense sertliği, tansiyon yüksekliği, biliç bozukluğu, bazı uzuvlarda işlev kaybı, koma bulguları da başvuru esnasında görülebilir. 

    SAK beyin cerrahı tarafından takip edilen bir hastalıktır. Hastaya beyin tomografisi, beyin tomografik anjiorgafi, kasıktan girilerek beyin damarlarına yapılan anjiografi, beyin MR’ ı, EKG gibi tetkikler yapılır. Bu tetkiklerin sonucunu en iyi beyin cerrahı değerlendirerek tanı ve tedavi hakkında karar verir. Eğer SAK; anevrizma, AVM veya tümör kanaması gibi nedenlere bağlı geliştiyse genellikle ameliyat edilir. Bu durumlar dışında genelde SAK hastasına yoğun bakım yatağı ayarlanarak takip uygulanır. 

    Anevrizma, AVM, beyin tümörü ameliyatı veya özet olarak beyin ameliyatı; bel fıtığı ameliyatı ve boyun fıtığı ameliyatı ile kıyaslandığında çok daha riskli ve zor ameliyatlardır. Deneyimli ellerde yapıldığı takdirde ise sonuçları yüz güldürücüdür. 

    Beyin cerrahisi Ankara ilinde oldukça gelişmiş olup bu tip ameliyatların yapıldığı merkezler bulunmaktadır. Ankara beyin cerrahi camiasında anevrizma, AVM ve beyin tümörü tedavileri açısından ülke ortalamasının üzerinde hizmet verilmektedir. 

    Subaraknoid kanamalı hastada anevrizma, AVM, tümör gibi patolojiler düşünüldüğünde adresiniz bu konularda yıllarca sayısız ameliyat yapmış deneyimli bir beyin cerrahı olmalı…

4 Ağustos 2021 Çarşamba

Dar Kanal için Tam Kapalı Ameliyat

 

                                                                                                                    Prof.Dr. Semih Keskil 


Lomber stenoz ya da belde dar kanal belli bir yaşın üstünde, aslında bel fıtıklarından çok daha sık olarak karşımıza çıkan bir sorun. Üstelik bu sorun fizik tedavi ile, algoloji yani ağrı bilimi uygulamaları ile veya geleneksel tıp/ tamamlayıcı tıp uygulamaları ile de tedavi edilemiyor. Benim üstünde durmak istediğim ise; bazı dar kanal hastalarının tam kapalı ameliyat yöntemleriyle, yani endoskopik ameliyat ile tedavi edilebildiğidir. Yani narkoz riski ve enfeksiyon riski çok çok düşük olarak, üstelik aynı gün içinde yaptırıp eve dönebildiğiniz ve birkaç gün sonra da normal hayatınıza devam edebildiğiniz bir işlem.

İç Hastalıklarında 10 Yeni Bilgi

 

                                                                                                                Prof. Dr. Burçak Kayhan

1- 65 yaş üstü, başta doğum yapmış kadınlar olmak üzere, tüm kadın ve erkeklerde makat bölgesindeki sfinkter yetmezliğine bağlı (Anal İnkontinans) gaz ve dışkı kaçırma görülmektedir. Bu tür durumlarda SECCA adında radyofrekans dalgalarıyla hastaları bir seansta %70’e yakın tedavi etmek mümkün olmaktadır. 

2- Evde yatarak tedavi gören yaşlı hastalarda, en korkulan bulgu yeme içme anında gıda ve içeceklerin nefes borusuna kaçmasıdır. Bu tür hastalara evlerinde endoskopla mideden bir katater (PEG Kateteri) yerleştirerek beslemek mümkündür. 

3- Son yapılan çalışmalar, yağlı karaciğer hastalarında tablo siroza giderken, %30’luk vücut yağı indeksinden kayıp, karaciğerin siroza gidişini engellemektedir. 

4- İlerlemiş gastroözofagial bileşkeden köken alan özofagus kanserlerinde, operasyon öncesi nivolumab grubu kemoterapatiğin ön planda olduğu kemoradyoterapi sonrası operasyonun başarı indeksi FDA tarafından kabul edilmiştir.

5- İntranasal INP104, dihidroergotamine mesilat (DME), migrenin ilk tedavisinde intranasal sprey olarak çok başarılıdır, kolay uygulanımı başarıyı arttırmaktadır.

6- Covid aşıları romatizması olan hastalarda güvenli olduğu saptanmıştır.

7- FDA, kronik kilo yönetiminde semaglutide enjeksiyonunu, vücut kitle indeksi (VKI) 30 ve üstü olanlarda kabul etmiştir. VKI 27 olanlarda yüksek tansiyona, Tip 2 DM ve yüksek kolesterolden biri eşlik ediyorsa bunlarda kullanılmasına izin verilmiştir.

8- Ülseratif kolit hastalarında hastalık kontrol altında tutulamadığındaki tedavi seçeneği cerrahi yöntemle kalın bağırsakların alınmasıdır. Tofacitinib (preparat adı: xeljanz 5mg) günde 3 kez 10 mg oral alınırsa bu ameliyat riskini belirgin olarak azaltmaktadır.


9- Kemiklerdeki kalsiyumun çözülmesiyle, kemik kırıklarıyla seyreden hiperparatiroidizim denen bir hastalık vardır. Bu hastalıkta tiroidin yanına yerleşmiş olan paratiroid  bezleri çok çalışmaktadır. Bunlar yapıları gereği küçük olduklarından görüntülenmemeleri sorun olmakta ve doktorların tanı koyması güçleşmektedir. Yeni geliştirilem Choline Pasitron Emission tomografi (PET-CT) bu hastalıkta en iyi görüntüleme yöntemi seçilmiştir.

10- Covid 19’la hastaneye başvuran hastalar hastaneye yatışlarından 2 gün sonra, hastalıklarının üzerine %71 yeni bir bakteriyel enfeksiyon eklenmektedir. En sık olarakta Staph Aureus adlı bakteri akciğerlere yerleşmektedir. 




Öldürmeyen ve tam iyileştirmeyen tedavi ilaç sanayii için ideal tedavidir


                                                                                                           Prof. Dr. Mehmet Emin Korkmaz 


Kronik hastalığı olan hastaların, hastalıklarıyla ilgili günde onlarca hap aldığı bu manzara, ilaç endüstrisinin düşünüp taşınıp yarattığı bir sonuç değildir. Aksine, bu durum sağlık hizmetinin bir hizmet değil, bir endüstriye dönüşmüş olmasının doğal sonucudur. Sağlık hizmetlerinin metalaştırılması, tedavinin şeklini bozar ve hastaların seçeneklerini kısıtlar. 

1989 sonbaharında Hacettepe Üniversitesi’nde kıdemli dâhiliye asistanıydım. Yapılan rutin kan tetkikinde eşimin hepatit-C virüs antijeni pozitif bulundu. Dehşet içinde kalmıştım, korkudan başka bir şey düşünemiyordum. Bu sonuç o yıllarda büyük ihtimalle gencecik bir insanın yavaş ve acılı ölümü demekti. Ölümcül kanser tanısı almak gibi bir şey, hayatınızı değiştiren, hastaneye bağlayan, düşkünleştiren bir tanı. Ailem için korkunç senaryo gerçekleşmedi. Yapılan tekrar testlerde sonuç negatifti. Ancak şansız binlercesi hepatit-C enfeksiyonu sonucu ıstırap içinde öldüler. 

TAM İYİLEŞME SAĞLAYAN İLAÇLAR

2014 yılında Harvoni isimli ilaç hepatit-C tedavisi için onay alana kadar durum böyleydi. Bu ilaç müthiş bir başarı öyküsüdür; günde tek doz ve 12 haftalık tedavi ile hastalarda yüzde 99 iyileşme sağlıyordu. Sadece 1 yıl içerisinde 13.8 milyar dolar satış rakamına ulaşıldı. Ancak bundan sonra acayip şeyler oldu. Satış gelirleri sürekli düştü. Harvoni 2019 yılında sadece 802 milyon dolar kazandırmıştı. 2020’de toplam reçete edilen kişi sayısı yarım milyonu aştığı halde gelirdeki azalma sürüyor (1). 

Bu azalmanın bir kısmı rakiplerin piyasaya girmesinden kaynaklanıyordu. Fakat Goldman Sachs’ın “analizine” göre esas sorun, ilacın başarısının pazar payını azaltmasıydı. Rapor biyoteknoloji firmalarını tam olarak tedavi edici ilaçlar geliştirmenin “olumsuz” sonuçlarına ilişkin olarak uyarıyordu: Eğer amaç kâr etmekse, bu firmalar hastaları tam iyileştiren ve ilaca olan ihtiyacı azaltan bir ürün geliştirmemeliydiler (2). 

Dehşet verici gözüküyor değil mi? Ama maalesef gerçek bu. İlaç geliştirme işinde aslan payı Avrupa Birliği ülkelerine ve ABD’ye aittir. Özellikle ABD’de ilaç geliştirme “piyasasına” baktığınızda temel yaklaşımın “iş yapmak” üzerine kurulu olduğunu görürsünüz. Yani amaç bireyin iyiliği değil, kâr elde etmek ve sermayeyi büyütmektir. İlaç sanayinin insan sağlığı için yararlı birçok molekül, yöntem ve gereç geliştirdiğini elbette hatırdan çıkarmamalıyız. Ancak, sağlık giderlerinin sürekli artması, parası olmayanların yeterince hizmet alamaması, bazı hastalıkların göz ardı edilmesi mevcut sistemin kaçınılmaz yan ürünleridir. Tanı ve tedavi kuralları zorlanarak insanların kronik ilaç kullanıcıları haline getirilmeleri ise, aslında bu sistemin alametifarikasıdır. 

NADİR GÖZLENEN HASTALIKLAR 

Bu ekosistem öylesine sofistike bir şekilde işliyor ki, kâr etmediği için üretilmeyen nadir hastalıkların ilaçlarının üretilmesi bile yeni bir sömürü aracına dönüştürüldü. Bunu nasıl başardıklarını da açıklayayım: Bütün piyasa kısa yoldan para kazandıran, kitlesel satışı olan ilaçlara yöneldiği için nadir görülen hastalıkların ilaçları üretilmez hale geldi. 

ABD’deki yasa ilaç endüstrisine, geliştirme maliyetleri için sübvansiyonlar, hızlandırılmış düzenleyici onay ve yedi yıllık pazar ayrıcalığı gibi teşvikler sağladı. Tasarı büyük ölçüde başarılı kabul edildi. Yasa öncesi “öksüz hastalıklar” için sadece 10 ilaç mevcutken 2015’de bu sayı 500’e yaklaştı (3). 

Ancak bu yasa, sistemi değiştirmek bir yana, onu şaşırtıcı bir biçimde daha vahşi, daha da gözü dönmüş bir hale getirdi. İlaç fiyatlarını kendilerinin belirlemesine izin veren Amerikan mevzuatından aldıkları güçle, firmalar öksüz ilaçları fahiş fiyatlarla piyasaya sürdüler. Gleevec adlı lösemi ilacı, 2001’de 26 bin 400 dolar gibi inanılmaz bir fiyata piyasaya çıktı ve gişe rekorları kırdı. Günümüzde Gleevec satışları 5 milyar dolara yaklaşıyor. Ama Glevec’in cirosu bile çoğu yılda 500 bin dolar üzerinde satılan en pahalı 10 öksüz ilacın cirolarıyla karşılaştırıldığında devede kulak kalır (4). Sektör mesajı aldı. 2010 yılına kadar, tüm öksüz hastalıklar birlikte nüfusun yüzde 10'unu etkilemesine rağmen, FDA tarafından yeni ilaç onaylarının yüzde 30'u öksüz ilaçlar için verildi. Öksüz ilaç satışları da benzer şekilde orantısızdı ve 2012'deki tüm ilaç satışlarının yüzde 13'ünden fazlasını oluşturdu. Bu pazarın 2022'ye kadar genel reçeteli ilaç pazarının 2 katı oranında büyüyeceği tahmin ediliyor (5).

Nadir gözlenen hastalıkların tedavisi için geliştirilen, iyi niyetle çıkarılan bir yasa bile, mevcut sistem tarafından kendini daha da güçlendiren yeni bir araca dönüştürüldü. 

YAYGIN KÜRESEL SAĞLIK SORUNLARI

İnsan sağlığı bir hastalıklar kataloğundan seçilecek başlıklarla savaşarak sağlanmaz. KKâramaçlı tıp küresel insan sağlığını en çok tehdit eden sorunlardan uzaklaşıyor. Son yıllarda obezite, kalp ve enfeksiyon hastalıklarının iyileştirilmesi için yapılan yatırımlar giderek azalıyor. 2020 yılı Covid-19 salgını nedeniyle bu konudaki dehşet verici yetersizliğimizi gözler önüne serdi. Birçok ülkede halk sağlığı laboratuvarlarının kapatıldığı, atıl olduğu, koruyucu hekimliğin tümüyle ihmal edildiği ortaya çıktı. 

Beslenme ve egzersiz önerileriyle milyonlarca insanın obezite, diyabet ve kalp hastalığına yakalanmaları önlenebilecekken, bu konu kendi başına öksüz kalmakta. Gıda endüstrisinin de işe girmesiyle, destek ilaçları, yaşam koçluğu vd. bir çok saçmalık, koruyucu kardiyolojinin yerini almakta. Böyle olmaktadır çünkü pazar, sağlıklı yaşamı bir hap gibi satamamaktadır. 

Milyonlarca insan tropikal hastalıklardan her yıl ölüyor. Bu hastalıkların iyileştirilmesi için neredeyse çaba yok (6). Antibiyotik konusu da öyledir. Artan direnç nedeniyle yeni antibiyotiklere acil ihtiyaç duyulmasına rağmen, çok az şirket büyük kâr potansiyeli görmedikleri için bununla ilgilenmiyor. Yakın gelecekte çok ciddi dirençli enfeksiyonlar kriziyle karşılaşabiliriz (7). 

Tıptaki gelişmeler insan ve toplum sağlığına ancak 19. yy’den sonra kayda değer bir etki yaptı. 19. yüzyılda temizlik ve halk sağlığındaki radikal ilerlemeler ve 20. yüzyılda antibiyotik ve aşıların gelişmesi nedeniyle bulaşıcı hastalıklardan ölüm hızla düştü. Bulaşıcı hastalıklar azaldıkça, diğer kronik katiller yaygınlaştı; kalp damar hastalıkları, şeker felç, kanser. Bu hastalıkların neden arttığı başta belirsizdi, 20. yüzyılın, bilim insanlarının mekanizmaları çözmeye başlamasıyla, araştırmacılar tedavi için ilaçlar geliştirebildi.

İlk örnek insülindir. 1921'de Frederick Banting köpek pankreasından insülin izole etmeyi ertesi yıl da şeker hastalığında etkinliğini göstermeyi başardı. İlacı üretmek ve pazarlamak için Eli Lilly ile sözleşme yaptı. Ortaklık verimli olacaktı -insülin büyük bir ticari ve tıbbi başarı haline geldi ve Banting de Nobel Ödülü kazandı (8). Eli Lilly, modern ilaç şirketinin prototipi oldu. Banting ile yaptığı işbirliği, günümüzde yeni tedaviler geliştirmek için baskın yöntemdir. Doktorlar, bilim adamları ve endüstri arasında halen benzer bir ortaklık modelleri yapılmaktadır. 

Diğer örnek kalp damar hastalıklarıdır. Amerikan Başkanı Franklin Roosevelt'in Nisan 1945'te 63 yaşında felçten ani ölümü, 1948’de Ulusal Kalp Yasası ve Ulusal Kalp Enstitüsü’nün kuruluşunu hızlandırdı. Bu kurum kalp damar hastalıklarına yönelik uzun dönemli çalışmaları finanse etti. Framingham Kalp Çalışması o yıl başlatıldı. Araştırıcılar katılımcılardan kapsamlı bilgi topladılar ve zaman içinde onları takip ederek kalp hastalıkları öngörebilecek faktörleri araştırdılar. Sigara, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve obezitenin kalp damar hastalığı ile ilişkili olduğunun ve egzersizin koruyucu olduğunun keşfedildiği yer Framingham'dı. Ancak mirası farklı oldu. Yaşam biçimi değişiklikleri kuvvetle vurgulanacağı yerde yüksek tansiyon ve yüksek kolesterolün ilaçlarla tedavi edilmesi sonucu doğdu. Öyle ki ilerleyen yıllar obezite ve sigara içiciliğinin bile ilaçla tedavileri denendi. 

Koruyucu hekimliğin göz ardı edilmesi şaşırtıcı değil. 1950'lerde bile ABD sağlık hizmetleri neredeyse tamamen metalaştırılmıştı. Banting’in Eli Lilly’yle yaptığı çalışmayla başlayan bilim ve endüstri arasındaki ortaklık tam anlamıyla yürürlükteydi ve kronik hastalıkları yönetmek için bir dizi yeni ilaç üretiliyordu. Sağlık sigorta sistemi de bu yıllarda gelişti. Bu modelde hekim tazminatına yönelik baskın model hizmet başına ücretti, bu nedenle doktorlara önlemden ziyade müdahale için ödeme yapıldı. Amerikan sistemi büyük bir hızla dünyaya yayıldı. Birçok hastalık için bu sistem etkili olmuştur. 

PEKİ NE YAPMALI?

Yıllar içinde gelişen risk tıbbı hemen her durum için bir ilaç satmayı başardı. Yaşlanma için vitaminler, beyin sağlığı için ek moleküller vd. Kronik ilaç kullanımı çok kârlıdır. Sorun da tam olarak bu kavramdan çıkıyor. Örneğin statin pazarının 2020’de 1 trilyon dolara yaklaşması bekleniyor. Sigorta şirketleri de bundan yararlanıyor, çünkü düzenlemeler harcamaların sabit bir yüzdesini kâr olarak almalarına izin veriyor. Başka bir deyişle, sigorta şirketleri ne kadar çok harcarsa, o kadar çok kazanır ve gerçek maliyet yükselen primler yoluyla kullanıcıya döner. 

Kronik hastalığı olan hastaların, hastalıklarıyla ilgili günde onlarca hap aldığı bu manzara, ilaç endüstrisinin düşünüp taşınıp yarattığı bir sonuç değildir. Aksine, bu durum sağlık hizmetinin bir hizmet değil, bir endüstriye dönüşmüş olmasının doğal sonucudur. Sağlık hizmetlerinin metalaştırılması, tedavinin şeklini bozar ve hastaların seçeneklerini kısıtlar.

Aklıma ilk gelen öneri sistem içerisinde koruyucu sağlık sisteminin finansal olarak desteklenmesidir. Diğer yaklaşım devletleştirilmiş sağlık hizmetleridir. Ulusal sağlık kurumları nadir hastalıklardan, ilaç kullanımına tüm yaklaşımları destekler; araştırmaları finanse eder, yatırım yapar. Uygulamaları denetler, adil fiyatlandırma üzerinde çalışır. En önemlisi de birinci önceliği koruyucu sağlık hizmetine verir. Böyle güçlü bir kurumsal örgütlenme gerekli gözükmektedir. Ancak çeşitli kâr amacı gütmeyen kurum ve kuruluşlar da sisteme dâhil edilmelidir. Bunlar Tabipler Birliği, vakıflar ve sağlık alanında çalışan diğer toplum örgütleri olmalıdır. 

SONUÇ 

Sağlık hizmetlerinde piyasanın etkisine yönelik eleştiri yeni bir şey değil. Tam tersine çok söz edilen bir klişeye dönüşmüş durumda. Ancak bu eleştiri hemen her zaman parasal olmaktadır. Şirketlerin aç gözlülüğü, kazandıkları milyonlar, israf, reklam harcamaları bu eleştirilerin başlıca konusudur. 

Oysa esas sorun sağlık hizmetlerinin metalaştırılmasıdır. Metalaştırma tıbbi tedavinin şeklini bozmakta, insanlara sunulacak hizmeti tümüyle etkilemektedir. Siyasetçiler ve düşünürler piyasa etkilerinden arındırılmış en azından bu etkilerin azaltıldığı bir sistemi planlamak zorundadır. 


Kaynaklar 


22 Temmuz 2021 Perşembe

Karpal Tünel Sendromu nedir? Nasıl meydana gelir? Tedavisi nasıldır? Hangi durumlarda ameliyat gerekir? Ameliyatı riskli midir? Kim tarafından ve nasıl yapılır?

                                                                                                                        Prof.Dr. Semih Keskil 


    ‘Karpal tünel’; el bileğinin derin kısmında bulunan, kemik ve yumuşak dokuların oluşturduğu bir kanal olup içerisinden elin ilk 3 parmağına uzanıp dallar vererek eldeki bazı kasların çalışmasını ve bu bölgenin duyusunun alınmasını  sağlayan ‘median sinir’ geçer. Elin zorlayıcı, tekrarlayıcı kullanımı, bu bölgedeki kırıklar, gebelik, bazı metabolik hastalıklar median sinirin bu kanalın içerisinde sıkışmasına sebep olabilir. ‘Karpal Tünel sendromu’ ise;  median sinirin sıkışması sonucu, özellikle baş parmak, işaret parmağı ve orta parmakta uyuşma, zaman zaman kola da yayılabilen ve özellikle geceleri daha da şiddetlenerek hastayı uykusundan uyandıran elde ve parmaklarda ağrı, kramp, elektrik çarpması hissi gibi şikayetlerin oluşması, ilerlemesi halinde avuç içerisindeki kasların erimesine, hatta elde ve parmaklarda güç kaybına sebep olabilen bir hastalıktır. Sosyal yaşamı önemli ölçüde etkilediği gibi önemli derecede iş gücü kayıplarına da sebep olur. Karpal tünel ameliyatı, beyin cerrahisi uzmanlarınca yapılmakta olup bazı merkezlerde Ortopedistlerce de yapılmaktadır. 

    Mevcut şikayetlerle başvuran hasta, ayrıntılı bir fizik muayeneden geçirilir, bazen boyun fıtığı ile karıştırılabilmesi sebebiyle bu sendromun teşhisine yönelik özel muayene testleri yapılır. Karpal tünel sendromu olduğu düşünülen hastaya; Elektromyolografi (EMG) testi uygulanarak tanısı doğrulanır. Hafif derecede olan, ileri derecede şikayetler oluşturmayan durumlarda ağrıyı ve uyuşukluğu azaltmaya yönelik ilaçlar, el-bilek ateli tedavileri uygulanır, dikkat edilmesi gereken konularda hasta eğitimi verilir. Şikayetleri ileri derecede olan  veya ilaç tedavisine rağmen şiddetlenen,  EMG testi ile de ağır derecede karpal tünel sendromu olduğu teyit edilen hastalara ise cerrahi tedavi uygulanır. 

    Ameliyatında; hasta uyutulmadan, şikayeti olan taraftaki el bileğine yapılacak lokal anestezi sonrasında, yaklaşık 1 cm.lik kesi alanından girilerek, median sinirin üzerinde bulunan ve  sıkışmasına sebep olan yumuşak doku kesilerek sinir üzerindeki baskı kaldırılır. İşlem yaklaşık 10 dakika sürer. Hasta aynı gün taburcu edilir. İlk zamanlar elini çok zorlamamak kaydıyla hemen normal yaşamına dönebilir. 

    En iyi beyin tümörü ameliyatı, en iyi boyun fıtığı ameliyatı ya da en iyi bel fıtığı ameliyatı için nasıl ki en iyi beyin cerrahını arıyorsak, sinir dokusu etrafında çalışılacağından bu ameliyatın bir beyin cerrahı tarafından yapılması oluşabilecek komplikasyonlara müdahale açısından daha avantajlıdır. 

    Başkent Ankara, bu işlemi en iyi ameliyathane şartlarına sahip merkezlerde gerçekleştirebilecek, tecrübeli beyin cerrahlarına sahiptir.  

    Bahsi geçen hastalık sizde de mevcutsa gereksiz yere ağrı  çekmek yerine; genel anestezi risklerinin hiç olmadığı birkaç dakikalık bu ameliyatla hayata kaldığınız yerden gülümseyerek devam etmek için hemen şimdi kalkıp iyi bir beyin cerrahına gidin.

  

 

 

11 Temmuz 2021 Pazar

Kifoplasti-Vertebroplasti nedir? Hangi durumlarda ve kimlere uygulanır? Hangi doktor tarafından yapılır?

 

                                                                                                                    Prof.Dr. Semih Keskil 


Kalsiyum ve D vitamini eksikliği, tümör metastazları, menopoz, bazı kemik hastalıkları, omurga içerisindeki doğumsal damar yumakları gibi problemler omurgada zayıflamaya, en ufak darbede veya harekette dahi kırıklara ve çökmelere sebep olabilir. Bunun sonucunda hastada şiddetli bel ve sırt ağrıları oluşur. Hasta yürümekte, oturmakta ve kalkmakta dahi zorlanır, günlük ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma gelir. 

Vertebroplasti; kemik dokusunun güçlendirilmesi, omurganın daha fazla çökmesinin engellenmesi ve şiddetli ağrıların geçirilmesi amacıyla ‘polimetilmetakrilat’ adındaki kemik çimentosunun omurga içerisine enjekte edilmesi işlemidir. Kifoplasti ise;  omurga içerisine kemik çimentosu enjekte edilmeden önce omurganın, içeride şişirilen bir balon yardımıyla yükseltilerek omurga şeklinin olabildiğince düzeltildikten sonra kemik çimentosu enjekte edilmesidir. Vertebroplasti işlemi, omurgadaki yükseklik kaybının %50’den az olduğu ,Kifoplasti ise %50’den fazla olduğu ve kırılma olayının son 6 ay içerisinde gerçekleşmiş olduğu durumlarda uygulanır. Her iki işlemin yapılabilmesi için çöken omurganın sinirlere veya omuriliğe baskı yapmamış olması gerekmektedir. Her iki işlem de beyin cerrahisi uzmanlarınca yapılır. 

Sırt ya da bel ağrısı ile gelen hastada; kemik erimesi, tümör, düşme gibi öyküler sorgulandıktan sonra muayenesi yapılır. Bölgeye yönelik  tomografi ve MR’ları çekilerek omurgada kırık olup olmadığı, kırık varsa çökme oranı, omurilik kanalına baskı yapıp yapmadığı, yeni mi yoksa eski kırık mı olduğuna bakılır. Tetkikler sonrasında hastanın Vertebroplasti ya da Kifoplasti için uygunluğuna bakılarak operasyona karar verilir. 

En iyi beyin ameliyatı, en iyi bel fıtığı ameliyatı, en iyi bel ağrısı tedavisi için nasıl ki en iyi beyin cerrahını arıyorsak en iyi kifoplasti-vertebroplasti ameliyatı için de bu alandaki en iyi beyin cerrahına başvurmak gerekir. 

Ameliyatta; hasta yüzüstü yatırılır, kırığın olduğu bölgeye uygulanacak lokal anestezi ve hastaya damardan verilecek sakinleştirici ilaçlar sonrasında, radyolojik çekimler altında birkaç milimetrelik bir noktadan içi boş tüp bir kanül yardımıyla girilerek omurgaya ilerlenir. Duruma göre bir balon yardımıyla omurga şişirilerek veya balonsuz olarak omurga içerisine kemik çimentosu kontrollü şekilde enjekte edilir. Yaklaşık 30 dakika süren bu işlem sonrasında hasta yatağına alınır, birkaç saat sonra yürütülür, ertesi gün taburcu edilir. 

Ankara beyin cerrahi camiasında; bu operasyonu en iyi ameliyathane ve en iyi yoğun bakım şartlarına sahip merkezlerde gerçekleştirecek çok sayıda beyin cerrahı bulunmaktadır. 

Daha önceleri, kırık kemik iyileşene kadar aylarca yatağa ve şiddetli ağrılara mahkum olan hastalar, günümüzde bu yöntemle çabucak ayağa kalkmakta ve ağrıları işlem sonrasında birden kesilmektedir. 

Siz veya yakınınız şiddetli ağrılardan muzdaripseniz ve omurga kırığı şüphesi mevcutsa, bir beyin cerrahına başvurmakta geç kalmayın. Ağrılara ve yatağa mahkum olmayın, basit ama mucize bu işlemle dimdik ayakta durun.