9 Kasım 2022 Çarşamba

Vertebra (omurga) hemanjiomu nedir? Hangi şikayetlerle kendini gösterir? Hangi uzmana başvurmak gerekir? Tedavisi nasıldır?

 


                                                                                              Prof. Dr. Semih Keskil


  Vertebra (Omurga) hemanjiomu; sıklıkla bel ve sırt omurlarında görülen,  yavaş büyüyen, iyi huylu damarsal lezyonlar olup en sık bulgu olarak, yerleştiği bölgede ağrı şikayeti ile kendini gösterir. Omurga gövdesinin geniş bir kısmını tutan büyük boyutlu lezyonlar aynı zamanda omurganın kemik kalitesinde ve dayanıklılığında azalmaya sebep olur. Bunun sonucunda da darbe, düşme gibi travmatik durumlar sonrası, yerleşmiş olduğu omurda kırılma, ezilme, çökme, hatta omuriliğe baskı ile bacaklarda güç ve his kaybı gibi durumların yaşanmasına dahi neden olabilir. Tedavisi beyin cerrahı tarafından yapılır. 

  Bel ya da sırt ağrısı şikayetleri ile gelen hastanın detaylı muayenesi yapıldıktan sonra şikayeti olan bölgeye yönelik MR ve tomografileri çekilir. Hemanjiom olabileceği düşünülen durumlarda hemanjiom mu yoksa tümöral tutulum mu ayrımı açısından damardan kontrast madde verilerek çekilecek olan ikinci bir MR’a ihtiyaç duyulabilir. Hastanın şikayetlerine sebep olabilecek fıtık, omurilik kanal daralması, omurga kırığı ya da tümör gibi başka problemlerin de varlığı açısından ayrıntılı değerlendirme ile kesin tanıya gidilir. Hemanjiom olduğundan emin olunan lezyonun boyutlarının küçük olması ve hastada şiddetli ağrı şikayetlerine sebep olmaması durumlarında ilaç tedavisi verilip günlük yaşam önerileri öğretildikten sonra hasta belli aralıklarla kontrole çağrılır, lezyon boyutlarında artış olup olmadığı takip edilir. Lezyonun ilk tespitte cerrahi sınırlarda olması ya da ilerleyen zamanlarda büyümesi neticesinde cerrahi tedaviye karar verilir.

  Ameliyatında; hasta uyutulmadan, sadece işlem yapılacak bölgeye lokal anestezi uygulanıp hastaya damar yoluyla verilecek bir sakinleştirici sonrasında, radyolojik çekimler eşliğinde lezyonun olduğu omurgaya içi boş kanüllü bir iğne yardımıyla girilir, radyofrekans yöntemiyle omurga içerisinde bulunan  hemanjiom yakılır. Sonrasında , yine radyolojik çekimler eşliğinde kontrollü bir şekilde omurga içerisine verilecek olan kemik çimentosu ile kemik yapısı güçlendirilir. İşlem sonrası yatağına alınan hasta 2 saat sonrasında yürütülür, aynı gün taburcu edilir. 

  En iyi beyin ameliyatı, en iyi beyin tümörü ameliyatı, en iyi boyun fıtığı ameliyatı, en iyi bel fıtığı ameliyatı için akla ilk gelen adres olan Ankara’da, bu operasyonu en iyi ameliyathane şartlarına sahip merkezlerde gerçekleştirebilecek en iyi beyin cerrahlarını bulmak mümkündür.

  Günlük hayatımızda sıklıkla şikayet ettiğimiz bel ve sırt ağrıları sadece fıtık ya da kırık gibi durumlarda görülmemekte olup toplumda sıklıkla tesadüfi rastlanan ama yüksek oranda  görülen hemanjioma da bağlı olabilmektedir. Sizin de bu tip şikayetleriniz mevcutsa  göz ardı etmek yerine bir beyin cerrahına başvurmakta vakit kaybetmeyin.


3 Ekim 2022 Pazartesi

Nöroşirürjide İyileşme Metotları

 

                                                                                                                  Prof. Dr. Semih Keskil 

Efendim, tamamlayıcı tıp veya geleneksel tıpla da sizin ağrılarınızı kesebilir, acılarınızı dindirebiliriz ama... Bu eksende Beyin, Sinir ve Omurga Cerrahisinde iyileşme metotlarına göz atmamızda fayda olduğu muhakkaktır. Sizleri, bu metodlarla tamamen iyileştirip eski halinize döndürebiliriz, hem de garantili şekilde. Yani:

  • Bel fıtığınızı açık ameliyat bile yapmadan tamamen tedavi edebiliriz.
  • Boyun fıtığınızı da ameliyat yapmadan, bir yerinizi kesmeden tedavi edebiliriz.
  • Boynunuzdaki kırığı sizi aylarca boyunlukla gezdirmeden, felç etmeden iyileştirebiliriz.
  • Beyin tümörünün sizi öldürmesine engel oluruz, hatta kimi zaman ameliyat bile yapmadan.
  • Bunamaya başlamış aile büyüğünüzü eski haline döndürme şansımız olabilir.
  • Belinizdeki kırığı kansız bir şekilde eski haline döndürüp sizi bir günde ayağa kaldırabiliriz.
  • Yoğun bakımda ölümle pençeleşen hastanızın hayata daha sık tutunmasını sağlayabiliriz.
  • Bebeğinizin kafasındaki, belindeki doğumsal anomalisini düzeltebiliriz.
  • Yüzünüzdeki, yıllardır geçmeyip sizi canınıza kıyma noktasına getiren ağrıyı tedavi edebiliriz.
  • Kök hücre tedavisi şansınız olup olmadığını söyleyebiliriz.
  • Aylardır komada olup bir türlü uyanmayan hastanızı uyandırabiliriz.
  • Sevdiklerinizi en iyi tıbbi hizmete ulaştırabiliriz.
Tıbbın bu nimetlerini kullanarak; bilmem ki, sizin için daha ne yapabiliriz?



Testosteronun Sağlık Etkileri ve Testosteron Tedavileri

 

                                                                                                        Prof. Dr. Mehmet Emin Korkmaz 

    Testosteron testislerden salgılanan bir hormondur. Erkeklik hormonu olarak da adlandırılır. Fetusta cinsel farklılaşma, erkek cinsel sisteminin gelişimi ve çalışması testosterona bağlıdır. Erkeklerin ses, kas kütlesi, kemik yoğunluğu, vücut kılları gibi yapısal özellikleri de bu hormon tarafından biçimlendirilir. Yaşla birlikte testosteron düzeyi azalır. 60 yaşın üzerindeki erkeklerin % 20’sinde 80 yaşın üzerinde ise % 50’inde serum düzeyi normalin altındadır. Bunun sonucu olarak, testis boyutları küçülür, kemik yoğunluğu, kas kütlesi, kırmızı küre üretimi azalır, yağ yapımı artar.

    Erkeklik özelliklerinin idamesi dışında da testosteronun çok çeşitli etkileri vardır. Koroner kan akımının artması, damarların fizyolojik uyaranlara verdiği tepkilerin düzelmesi, aritmi riskinin azalması (EKG’de QT mesafesini kısaltır), kan şekeri kontrolünün kolaylaşması, kas kütle ve gücünün artıp yağ kütlesinin azalması kalp sağlığı için faydalıdır.  Ama aynı zamanda kötü şeyler de yapabilir: kan akışkanlığının azalması (kırmızı küre sayısında gereğinden fazla artış), iyi kolesterolde azalma (HDL-kolesterol), pıhtılaşmaya meyyal durum, (trombositlerin yapışkanlığını artırır), kan basıncında artma (su ve tuz tutulumu) ve muhtemelen damar sertliğinin ilerlemesi gibi.

    Uzayan yaşam süresi ve azalan testosteron birçok erkek için testosteron tedavisini çekici yapmaktadır. Son yıllarda hastalarım benden talep etmekte. Testosteron sizi güçlendirir, sırf bu nedenle bile insanlar kullanmak istemektedir.  Örneğin birçok amatör ve profesyonel sporcu testosteron kullanır. Öte yandan dışarıdan verilen testosteron tedavilerinin güvenliği halen soru işaretidir. 

    Yetmişli yıllardan başlayarak yapılan birçok gözlemsel  ve bazı küçük plasebo kontrollü çalışmalar erkeklere testosteron verilmesinin kalp damar sağlığını olumsuz etkilediğini göstermiştir. ABD İlaç ve Gıda dairesi testosteron tedavisini sadece hipogonadizm denen testislerin az çalıştığı klinik durum ile sınırlandırmıştır. 

    Öte yandan çok yakın zamanda Lancet’te yayımlanan bir meta analiz benim bu yazıyı hazırlamama neden oldu (1). Araştırıcılar hipogonzdizmli erkeklerde yapılan 35 plasebo kpntrollü çalışmanın 17’sinin verilerine ulaşarak incelemişler.  Ortala 65 yaşında 5600 erkeğin verisi kalp damar hastalığı ve ölüm riskinde artış olmadığını gösteriyor. “Çok iyi” diyebilirsiniz. Ama ben tedbir öneriyorum. Çünkü çalışmanın takip süresi çok kısa sadece 1 yıl. Bu tıl sonunda tamamlanacak olan TRAVERSE isimli bir çalışma bize 60 aylık izlem sonuçlarını gösterecek.

    Kişisel görüşüm doğumsal hipogonadizmi olmayan, doğal yaşlanma süreci sonrası azalan testosteronun dışardan verilmemesidir. Bunun için bazı sağlam gerekçelerim var. İlaç şirketleri, yerleşik tıp otoriteleri ile birlikte yaşlanmayı tıbbi bir sorun haline getirdiler. Seksenli yıllarda kadın menapozu sonrası yapılan hormon yerine koyma tedavileri, artan pıhtılaşma, kanser ve kalp hastalığı nedeniyle hüsranla sonuçlandı. Bunu iyi biliyoruz. Yaşlanan erkeklere testosteron vermek benzer sonuçlanabilir. Doğanın düzenine karışmak hemen her zaman başısızlıkla sonuçlanır. Yaşlanma ile testosteron azalması normal bir süreçtir. Bu nedenle evlilikler sürmekte, dedeler yaşlarına uygun davranmaktadır. Tıbbi olarak da sorunlarla karşılaşılacaktır. Şişman, hipertansif, diyabetik, alkol tüketimi yüksek erkeklerde testosteron sözüme inan kalp sağlığını ciddi etkileyecektir.

Sonuç 

Testosteronu doğal yollarla yükseltmeniz mümkündür. Tavsiyem bu olacaktır; 

  1. Uygun vücut ağırlığını koruyun. Yağ hücrelerini azaltmak çok önemlidir. Yağ hücreleri östrojen yapan fabrikalardır.
  2. Düzenli egzersiz yapın. Yürüyün, yüzün, bisiklete binin ve mutlaka ağırlık kaldırın.
  3. Yeterli dinlenin, iyi uyuyun.
  4. Alkol tüketimini azaltın.
  5. İşlenmiş gıda tüketmeyin, yeterli miktarda protein alın.

Kaynaklar


        




Antidepresan İlaçlarla İlgili Bilinmeyenler

 

                                                                                                                     Dr. Mutluhan İzmir 


    Son zamanlarda halen yaygın biçimde kullanılan antidepresan ilaçların etkileri ve yan etkileri üzerindeki tartışmalar yoğunlaştı. 20 Ağustos 2022 tarihinde saygın bilim dergisi grubu olan Nature’da yayınlanan kapsamlı bir şemsiye çalışmasının depresyonda serotonin azalması kuramına yönelik hiçbir ciddi kanıtın şu ana dek ileri sürülememiş olduğu saptamasını yapan yayın bu tartışmaların tetikleyicisi oldu. Aynı dönemde serotoninle hiç ilgili olmayan yeni nesil antidepresan ilaçların piyasaya sürülmek üzere hazır olduklarını ilaç firmaları kamuoyuna duyurdular ve ardından özellikle serotonin geri alım inhibitörü grubuna ait antidepresan ilaçların olumsuz yan etkileriyle ilgili çok sayıda yayın yapılmaya başlandı. Bu gelişmelerin ardından şimdiye dek kullanmakta olduğumuz antidepresan ilaçların aslında laboratuarlarda yoğun bilimsel çalışmalar yapılmadan nasıl tesadüfen bulunmuş olduklarının bir özetini yapmak sanırım bilgilendirici olacaktır.

    1950’li yıllarda verem hastalığının tedavisi için geliştirilen yeni bir antibiyotik olan ‘iproniyazid’ adlı molekülün kullanıma sunulması, ik antidepresan ilaçların ortaya çıkışının yolunu açmıştır. O dönemlerde dünyada veremden ölüm oranı 100.000 kişide 188 olarak seyrediyordu ve henüz verem tedavisi için güçlü bir ilaç geliştirilememiş olduğu için de verem hastalarının tedavileri çok uzun sürmekteydi. Tedavinin toplumdan yalıtılmış hastanelerde uzun sürmesi, hastaların normal yaşamlarından, mesleklerinden, ailelerinden ve çevrelerinden çok uzun süre uzak kalmaları nedeniyle o dönemde veremli hastalar arasında depresyon ve intihar oranları oldukça yüksekti. Yeni bulunan iproniyazid adlı antibiyotiği kullanan hastaların diğerlerine göre daha neşeli ve keyifli hale gelmeleri, daha az intihar etmeleri hekimlerin gözlerinden kaçmamıştı. Bu rastlantısal somut kanıt, iproniyazid adlı verem ilacının depresyonu engelleyen bir etkisinin olduğunu hekimlere düşündürdü. Nitekim bu yönde yapılan araştırmaların sonucunda, iproniyazid adlı molekülün beyinde monoaminlerin (dopamin, adrenalin, serotonin) yıkımını sağlayan monoaminooksidaz (MAO) enzimini etkisiz hale getirdiği ve bunun sonucunda da monoaminlerin beyindeki etkinliğinde artışa neden olduğu ortaya çıktı. Bu rastlantısal bulgu üzerine dünyada ilk antidepresanlar olan MAO inhibitörleri üretilmiştir.

    1960’lara dek depresyon adı altında toplanacak bir hastalık grubunun bulunduğu savı tartışmalıydı. O tarihe dek depresif belirtiler gösteren hastalar için tercih edilen tanı, ‘melankoli’ ve ‘manik depresif’ hastalıktı. Hatta 1950’lerde kullanımına başlanan bir antidepresan olan ‘imipramin’, o tarihlerde antidepresan adı altında kullanılmamaktaydı. 1950’lerden önce depresif belirtilerle gelen hastalar, ‘barbitürat’ türü yatıştırıcılar ve ‘amfetamin’ türü uyarıcılarla tedavi edilmekteydi. Antidepresanların henüz piyasada boy göstermediği ve bugünkü kadar kitlesel biçimde kullanılmadığı o dönemlerde, depresyonun en korkulan yan etkisi olan intihar oranı açısından (bugüne kıyasla) herhangi bir korkutucu artış da söz konusu değildi.

    İlk antidepresan sayılan imipraminin, başlangıçta oldukça kısıtlı bir hasta grubunu hedeflemekteydi; bu grup o günlerde ‘endojen depresyon’ olarak adlandırılan ve bugün antidepresan ilaç tedavisi gören geniş hasta grubunun ufak bir kısmını oluşturuyordu. Depresif belirtiler gösteren diğer çoğunluğun ise ilaç tedavisi gerektirmeyen bir grup olduğu düşünülüyordu. Çünkü bu kişiler yaşam olaylarından etkilendikleri için, kısa süre sonra (bu yaşam olayının etkisi geçince) düzelebilecek bir grup olarak değerlendirilmekteydiler. Bu görüş, 1960’larda yeni antidepresan ilaçların piyasaya sürülmesine ve modern tıbbın ‘beyinde bir kimyasal dengesizlik sonucunda ortaya çıktığını iddia ettiği depresyona özel’ ilaç tedavileri geliştirme başarısı gösterdiğinin ileri sürülmesine kadar hakimiyetini korudu.

    1960’lı yıllarda ‘amitriptilin’ molekülünü antidepresan olarak piyasaya süren Merck firması, ‘trisiklik’ ilaçların antidepresan olarak kullanımlarının artırılması ve hekimler tarafından gözden kaçtığını iddia ettikleri depresyon hastalığının daha çok tanınarak ‘daha sık teşhis edilmesi’ için, 50.000 adet ‘depresyonu tanıma kitabı’ dağıtmıştır. Bu rakam o günlerin kitap okuma sayısına göre çok ciddi bir rakamdır. Hekimlerin ilaç firmaları tarafından hastalıklarla ilgili “bilinçlendirilmeleri” sonucunu vermiştir ve o tarihte çok ender kullanılan bu ilaçlar günümüzde tüm dünyada ayda milyonlarca kutu tüketilmektedir. Büyük olasılıkla yeni nesil ilaçların piyasaya sürülmesinin ardından serotonin arttırıcı ilaçların modası geçecek ve daha yeni ilaçlar çıkıncaya dek bu yeni nesil ilaçlar dünyada milyonlarca kutu tüketilmeyi sürdürecektir.

 

5 Eylül 2022 Pazartesi

Bel kayması (Spondilolistezis) nedir? Neden oluşur? Belirtileri nelerdir? Hangi uzmana başvurmak gerekir? Tedavisi nasıldır?

 

                                                                                                                   Prof. Dr. Semih Keskil


Bel omurgası, 5 adet bel omurunun birbiri üzerinde belli bir açıyla dizilimi ile meydana gelir. Omurların anatomisine bakıldığında genel olarak; ön tarafta bulunan gövde, orta kısmında bulunan ve omuriliği çevreleyen ‘lamina’ ve en arkada bulunup omurların birbiriyle eklem yapmasını sağlayan ‘faset eklem’ adındaki anatomik yapılardan oluştuğu görülür. Bel kayması; bel omurlarından en az ikisinin birbiri üzerinde belli derecelerde öne ya da arkaya doğru yer değiştirmesi, bunun sonucunda omuriliğin ve omurilikten çıkan sinirlerin sıkışmasıdır. Bel ağrısı, kalçalarda ve bacaklarda ağrı, uyuşma, kramp, güç ya da his kaybı, yol yürüyememe, ayakta uzun süre duramama gibi şikayetlerle kendini gösterir. Belin yıllar içinde hırpalanması, fazla kilo, bel bölgesine alınan şiddetli travma gibi durumlar bel kayması oluşmasında önemli etkenlerdir. Tedavisi beyin cerrahi uzmanı tarafından yapılır. 

Bahsi geçen şikayetlerle başvuran hasta ayrıntılı nörolojik muayeneden geçirilir. Bel omurgasının MR’ı çekilir. MR görüntülerinde bu şikayetlere sebep olması muhtemel olan  bel fıtığı, omurilik kanalında daralma, sinirlerde sıkışma, omurga kanalında ya da omurilikte tümör gibi başka problemlerin de varlığı araştırılır, omurlar arasında kayma olup olmadığına bakılır. Bel omurları arasında kayma olan hastaların bel tomografisi çekilerek faset eklemlerde ve laminalarda bu kaymaya sebep olabilecek kırıkların olup olmadığına bakılır. Bel omurgasının röntgenleri ile kaymasının hareketli olup olmadığı değerlendirilir. 

Hastanın filmlerinde omurilik veya sinir basısı görülmemişse, omurlar arasında hareket gözlenmemişse, bacaklarda kuvvet kaybı yoksa ameliyat dışı tedavi yöntemleri uygulanır. Bunlar; ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar, günlük yaşamda ve iş hayatında belli hareketlerin kısıtlanması, bel korsesi kullanımı, kilo kontrolü ve fizik tedavi  olarak sıralanabilir. Tetkiklerinde bel omurları arasında ileri derecede kayma ve hareket olan, omurilik veya sinir sıkışması olduğu görülen, bacaklarında güç ya da his kaybı, yürüme zorluğu, idrar ya da gaita kaçırma gözlenen hastalarda cerrahi tedavi uygulanır. 

En iyi bel fıtığı ameliyatı, en iyi boyun fıtığı ameliyatı, en iyi beyin tümörü ameliyatı denilince akla ilk gelen yer olan Ankara’da; bu operasyonu en iyi ameliyathane ve en iyi yoğun bakım şartlarına sahip merkezlerde gerçekleştirecek en iyi beyin cerrahi uzmanlarını bulmak mümkündür. 

Ameliyatında; hastanın kayan omurlarının arkasında bulunan omurilik ve sinir köklerinin etrafındaki lamina, faset eklemlerin bir kısmı ve yumuşak doku temizlenerek omurilik ve sinirler rahatlatılır. Sonrasında kayan omurların gövdesine yerleştirilen vidaların birbirlerine metal çubuklarla bağlanması ile kayan omurlar birbirine sabitlenir. 

Bel kayması; vakit kaybetmeden tedavi edilmesi gereken, ihmali durumunda hastanın hayat kalitesini düşüren bir hastalıktır. Gereksiz yere bu ağrıları çekmek yerine tedaviniz için harekete geçin, kaliteli hayatı ertelemeyin.

  

9 Ağustos 2022 Salı

Kafasında, Sırtında Gözle Görülür Bir Anormallik İle Doğan Bebelere Yazık...

 

                                                                                                                   Prof. Dr. Semih Keskil 

Son aylarda çok yakın 3 arkadaşımın torunları oldu. Görseniz her biri ayrı bir şirinlik muskası. Torunu olanların ayakları yerden kesiliyor, yürüyüşleri bile değişiyor. Özenmemek elde değil.  Tabii ki her aileye yeni bir bebeğin geldiği günler çok mutlu ve heyecan verici bir zaman dilimi. Ancak Allah korusun bebek hapşırsa bile bu sefer tüm aileyi bir üzüntü ve işin kötüsü panik havası sarıyor. Hele, büyük bir talihsizlik sonucu bebek kafasında, belinde gözle bile görülebilen bir anormallikle doğarsa işte o zaman yandı gülüm keten helva.

            Siz olun yakın veya uzak çevrenizde böyle bir bebek görür veya duyarsanız, bebeğin hemen bir Beyin Cerrahına götürülmesini sağlayın. Büyük sevaba girersiniz. Ama tabii böyle bebekleri ameliyat etme becerisine sahip olan ve Türkiye’de sayıları maalesef çok kısıtlı olan Pediatrik Beyin Cerrahlarından birini bulmak şarttır. Bu sayede, ileride hem cerrahları ve hem de tüm aileyi büyük pişmanlıklara düşürebilecek olan “ilk günler içinde ameliyat etme şansını kaçırmak” gibi üzücü bir durum olmayacaktır.


Mükemmel Ego Bir Yanılsamadır

 

                                                                                                                       Dr. Mutluhan İzmir 

      Psikanaliz kuramı, dinsel çevrelerin dışında birbiriyle kıyasıya mücadele içinde olan serbest piyasacı liberal blokla sosyalist bloğu da ciddi biçimde rahatsız eden bazı gerçekleri ortaya dökmüştür. Bu nedenle kuramın karşısında giderek genişleyen bir karşı cephe oluşmuştur. Birbirleriyle hiçbir konuda anlaşamayan bu iki zıt ekonomik ve politik model Freud’un kuramına karşı aynı cephede konumlandılar. Bunun nedenini Marx’ın bir saptamasında bulabiliriz; nesne üreten öznenin yerini, tüketime sunulan nesnelerin ürettiği bir öznenin almasının getirdiği bir sonuçtur bu. Çünkü insanların yaşamlarındaki bu dönüşümle birlikte insanların mükemmel egolara sahip olduklarına yönelik olan inanç her şeyden daha gerekli duruma gelmiştir. Ancak bunun tam tersine Freud’un psikanaliz sırasında keşfetmiş olduğu şey mükemmel egonun sadece bir yanılsama olarak ortaya çıkabildiği gerçeğiydi. 

    Yanılsamaların toplumda heyecan yaratarak yoğun talep görmek gibi bir özellikleri vardır. İnsanlar sıklıkla kendilerine heyecan ve coşku veren yanılsamaları gerçeğe yeğlerler. Ne yazık ki bu durum psikanalizden geçmiş olsalar da psikanalistler için de geçerli olabilmektedir. Çünkü öznenin her zaman başını döndürerek aklını başından alan şey başkasına duyduğu aşk ve sevgi değil kendisini sevebilmesini, kendisine âşık olabilmesini sağlayan koşulların yarattığı heyecandır. Psikanalistle dernek arasındaki ilişki, derneğe kabul edilmek, dernek tarafından onaylanmak ve derneği yöneten güç olmak arzusu bağlamında oldukça heyecan yaratıcı bir zemin doğurduğundan dolayı psikanalistler için kuramsal içerik ve doğru uygulamadan çok kendilerini mükemmel hissetmenin getirdiği heyecan duygusunu yaşamak öne çıkmaktadır. Dernek tarafından onaylanmış bir psikanalist olmak mükemmel bir egoya sahipmiş gibi hissettirdiği için yanılsamayı güçlendiren bu zeminde süreç en önce mükemmel ego yanılsamasını güçlendirerek işler çünkü bu imaj tam olarak bu yanılsamaya yaslanır. 

    Psikanaliz olarak adlandırılan tedavi süreci, psikanalize girmiş olan öznenin egosunun hatalı taraflarından kurtulabilmesi için psikanalistin mükemmel olarak gördüğü egosunu aktarım-karşıt aktarım zemininde modellediği bir süreç midir? Psikanaliz pratiği açısından sorun tam bu noktada başlamaktadır. Psikanaliz kuramının ve uygulamasının bu çerçevede ele alınmasını savunanların kesin zaferlerini ilan ettikleri noktada Lacan Freud’un yere düşen bayrağını alarak bu yaklaşımın bir yanılsamaya dayandığını haykırmaya başlamıştır. Kendisi bir yanılsamadan başka bir şey olmayan ego nesnesi bu niteliğiyle nevrozu yaratan gerçek neden olduğu için bir nevrozun tedavisi, yanılsamadan ibaret olan bir egoyu mihenk taşı gibi ele alıp diğer egonun düzeltilmesi süreci olarak nasıl işleyecektir? Öznenin dış dünya ve kendisiyle ilgili yanılsamalarının düzeltilmesi, yanılsamayı daha da güçlendirerek nasıl olanaklı olabilecektir? Psikanalistin egosunun da bir yanılsama olarak biçimlenmiş olmasına karşın bu yanılsama yumağının, psikanalizden geçmiş olması ve bir dernek tarafından kabul edilmiş olduğu için kendisini bir mükemmellik abidesi halinde ortaya koyması psikanalizin sorunlarını ortadan kaldırmaktan çok onları katmerli hale getirmektedir. 

    Lacan Freud’un kuramına alternatif olacak bir özne kuramı ortaya koymamıştır. Öznellik adı altında ortaya konulan yaklaşım, ego psikolojisini Lacancı alanda restore etmek çabasından başka bir şey değildir. Lacan şunu şiddetle vurgular; psikanalistin analize gelen nörotik öznede okuması gereken şey öznellik değil, özneler arası zeminde bir gösteren olarak kendisini bulan öznenin bu kendilik göstereninin, diğer gösterenler için onu göstermesini sağlayan dizgenin içinde güncel bir okumayı sağlayıp sağlamadığıdır. Öznenin gösteren konumunda bulunması öznelliği değil özneler arası yapıyı önemli kılar. Çünkü gösterenleri birbirlerine göre konumlandırarak oluşturduğu dizgeden bir anlamın ortaya çıkışını sağlayan güç, öznenin kendi bulunduğu konumda değil, onun dışında, özneler arası bir konumda yerleşiktir. Özne konuştuğunda bu konumun oluşturduğu gücün dilini konuşur çünkü anlam oradadır. Bu nedenle Lacan öznelliğin yani intra-sübjektivitenin değil özneler arası durumun yani inter-sübjektivitenin önemine sürekli olarak vurgu yapar. Öznellik adı altında mükemmel egonun konumunu yeniden ortaya koyarak öznenin bu konumdan duygularının ve düşüncelerinin anlaşılmaya çalışılması bir hatadır çünkü bu anlayış zemininde pekişen ilişki biçimi sorunun nedeni olan yanılsamanın çözülmesini değil güçlenmesini sağlayacaktır. Bu nedenle eğer seans süresi, empati üzerine kurulan bir ilişkiyi icra etmek için doldurulması gerekli bir süre olarak ele alınıyorsa bu sürenin kullanılmasından çok kullanılmamasının yararı daha büyüktür. Empati analiz sürecinde olumlu değil toksik bir etki yapmaktadır.