Ağrı Tedavisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ağrı Tedavisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2023 Çarşamba

Niçin Algoloji Önemli?


                                                                                                                Prof. Dr. Avni Babacan

        Ağrı konusu son 40 yılda başdöndürücü bir ivme kazanmış, bunun sonucu yeni bir bilim dalı, yeni bir disiplin yani Algoloji doğmuştur.

        Tabii ki gelişme belirli sancıları da beraberinde getirmektedir. Ağrıyla doğrudan ilgilenen disiplinlere bağlı hekimler  “multidisipliner - interdisipliner” yaklaşımın önemini bilmekle beraber, bu yaklaşıma her zaman ve her yerde aynı hassasiyeti gösterdikleri söylenemez. Artık  her hekim eline geçen her ağrı hastasını tedavi ederim diye yaklaşmakta, bu önemi yeterince vermemektedir. Bu bakımdan biz Algoloji doktorları ne olduğumuzu, neler yapabileceğimizi topluma doğru bir şekilde aktarabilmeliyiz.

        Artık Algoloji yani ağrı tedavisi yapan bilim dalları ülkemizde neredeyse her yerde kurulduğu ve geliştiği için, ağrı tedavisi hizmetleri verilmektedir. Dolayısıyla özellikle ülkemizde toplumumuz bu konuda uzmanlaşmış, algolog ünvanını almış, yani işin ehli doktorların bu işi yapması gerektiği bilincine erişmelidir. Önüne gelen herkes ağrıyla uğraşır, belli başlı tedavileri uygulayabilir, ancak kronik ağrılar-yani inatçı geçmeyen ağrı tedavisinde uzmanlaşmış Algoloji doktorları ileri tedavi yöntemleri dediğimiz girişimsel yöntemleri - radyo frekans yöntemlerini yapmalıdırlar.

        Ağrı tedavisinde ilaç tedavisi yani medikal tedaviyi her doktor uygulayabilir. Yani reçeteyi hatta kırmızı, yeşil reçeteyi her doktor yazabilir. Ancak invazif,g irişimsel yöntemleri uzman olmuş, yetkili algologlar yapmalıdır. Cerrahi yöntemlerin yeri zaten bellidir, cerrahlar uygun endikasyonu koyduklarında gereğini zaten yapmaktadırlar. Fizik tedavinin yeri bellidir, öncelikle invazif olmayan yöntemleri, istirahati, ilaç tedavisini gerektiğinde fizik tedavi yöntemlerini de bu uzmanlar yapmaktadırlar. Yani beli ağrıyan bir hasta hangi doktora muayene olursa olsun ağrının sebebini  bilmeden hemen tedaviye girmemelidir. Sebep bulunduktan sonra tedavi de ilaçlar, istirahat, fizik tedavi yöntemleri şeklinde uygulanmalı, cerrahi endikasyonlar ise zaten bellidir. İdrar kaçırıyorsa, felç durumu varsa zaten ameliyat endikasyonu vardır. Ama sırf ağrı var diye ameliyat edilmemelidir, işte o zaman biz Algologların ağrı tedavi uzmanlarının iğnelerle yapacağı yöntemler devreye girmelidir.

        Bel ağrısının nedeni nedir, ağrının kaynağı neresidir bu tetkik yöntemleriyle tespit edildikten sonra ameliyathane koşullarında, steril ortamda, görüntüleme yöntemleri kullanılarak hastaya gerekli girişimler yapılmalıdır. Bu işlemlerin yarar oranı %70 civarındadır. Önemli olan hastaya zarar vermemektir. Tabii ki komplikasyonlar olabilir, bunu hastaya baştan doğru anlatılmalı, bilgi verilmeli ve yazılı onamı alınmalıdır.

        İşte niçin Algoloji önemli başlığını bunun için yazdım. Doğru tanı, doğru tedavi ve mükemmel sonuç. Ağrısız günler dilerim.


3 Aralık 2021 Cuma

Girişimsel yöntemler konusunda genel bilgiler

 

                                                                                                                 Prof. Dr. Avni Babacan 
  • Girişimsel yöntemler adı verilen operasyon dışı ağrı tedavi yöntemleri genellikle iğne ya da iğne benzeri elektrotlar kullanılarak yapılır. Birkaçı dışında vücutta bir kesi oluşturulmadan gerçekleştirilen işlemlerdir.
  • Hastalara işlem sırasında rahatsızlık hissetmemeleri için sakinleştirici ve ağrı kesici ilaçlar verilir. Bu genel anestezi (narkoz) değildir. Çoğu kez hastanın bilinci açık olduğu halde işlem sonrasında işleme dair bir rahatsızlık hatırlamaz. 
  • Tedavi ayrıntılı muayene ve hikâye ile belirlenmektedir.
  • Ağrı tedavisinde esas;  
    • hastayı ağrısız halde uzun süre tutmak, 
    • daha ağrısız yaşatmak,
    • yaşam kalitesini yükseltmektir.



2 Haziran 2021 Çarşamba

Bel Ağrısı Ameliyat Gerektirmez

                                                                                

                                                                                                                Prof. Dr. Avni Babacan 

    Bel, bacak, sırt ve baş ağrıları en sık karşılaşılan ağrılardır. Kronik ağrı bir hastalıktır, hiçbir zaman bir semptom değil bir sendromdur, yani bir hastalıklar grubudur. Ağrı vücutta bir alarm işareti, bir şeylerin yolunda gitmediğinin göstergesidir. Ama bu alarm görevini vücutta yapmayıp da vücuda zarar verir hale geldiği zaman, geçmeyen baş, bel ve boyun ve kanser ağrıları gibi, ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. 

    Ağrı tedavisinin en etkili olduğu alanlardan olan bel ve boyun ağrılarında Enjeksiyon tedavileri (Epidural steroid ya da kortizon) fıtıklarda tercih ettiğimiz bir yöntemdir. Yapılan enjeksiyonlar sinir şişmelerini ortadan kaldırır ve disklerden ağrıya neden olan maddelerin salınımına engel olur. Söz konusu tedavilerin %50-80 arası etkinliği vardır ki bu önemli bir başarıdır. Üstelik uygulanan tedaviler sadece ağrıyı ortadan kaldırmakla kalmaz, tedaviyi de sağlar. Hastalar ağrılarından ve kol ya da ayaklarındaki uyuşmalardan kurtulur ve günlük normal yaşamlarına geri dönebilir. Bu enjeksiyonlar uygulamadan yaklaşık 3-4 gün sonra etkisini göstermeye başlar. Yılda 3 kez uygulanabilen bu yöntemin ameliyathane koşullarında ve deneyimli hekimler tarafından yapılması gerekmektedir.


27 Ekim 2020 Salı

Ağrı Hafızası Oluşmadan Ağrı Önlenmeli


       Ağrı Hafızası Oluşmadan Ağrı Önlenmeli  

 Prof. Dr. Avni Babacan  

 


Ağrı genel anlamda organizmanın bio-psiko-sosyal denge ve uyumunun bozulduğunun bir göstergesidir. Zamanında tedavi edilmediğinde, beyne sürekli giden ağrı sinyalleri yer işgal ederek "ağrı hafızası" oluşturmaktadır. O nedenle her türlü akut ağrıyı tedavi etmek durumundayız. Tedavi edilmezse, durmadan beyine gelen sinyaller, ağrı hafızası oluşturur, yani ağrı kronikleşir.

Tedavi edilmeyen ağrılarda özellikle analjeziklerin yanlış ve gereğinden fazla kullanılması ağrının kronik hale gelmesinde etkili sebeplerden biridir. Ağrı önemsenmesi gereken bir şikâyet olup “Bu ilaç ağrıyı hemen keser” denilerek önerilen her ilacın kesinlikle kabul edilmemesi gereklidir. Aksi takdirde vücuda ciddi zararlar verilebilir. Ağrı, vücutta koruyucu bir mekanizmadır. İlaçlar uygun dozlarda mutlaka doktor kontrolünde düzenli aralıklarla alınırsa faydalı olmaktadır. Ağrı kesiciler şeker değildir.

Sürekli ilaç kullanımına bağlı gelişen ve farklı bir baş ağrısı formu olan ağrılar tedaviye daha dirençli ağrılar olarak karşımıza çıkarken uzun süre ağrı çekmenin oluşturduğu psikolojik çöküntü de bunun üzerine eklenmektedir. Hastalarımıza, ağrı oluştuğunda hemen analjezik kullanmak yerine günlük yaşam içerisine uygulayabilecekleri bir yaşam koçluğu hizmeti de sunmaktayız.

Ağrı İle Yaşamak Kader Değil... 

Algoloji (ağrı tedavisi bölümü) her türlü kronik  ağrının yanı sıra, sebebi bulunamayan şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi ile uğraşan bir bilim dalıdır.  Baş ağrıları, yüz ağrıları-nevraljiler, boyun ağrıları, omuz-kol ağrıları, sırt ağrıları, bel-bacak ağrıları, damar tıkanıklığına bağlı ağrılar, nedeni belirlenemeyen ağrılar ve belki de en önemlisi kanser ağrıları bu bölümde tedavi edilmektedir. 3 aydan fazla süren ve “kronik” olarak tanımlanan bu ağrılar modern tedavi yöntemleri ile giderilebilmektedir. Tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını alt üst eden bu ağrıların kalıcı çözümünde tam donanımlı merkezler ve deneyimli uzmanlara başvurulması büyük önem taşımaktadır.

Hangi Ağrılar Tedavi Edilebilir ? 

Ağrı kişisel bir deneyimdir ve bireye özgü tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerektirir. Her türlü kronik ağrının yanı sıra sebebi bilinmeyen, şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi de Algoloji uzmanlarınca gerçekleştiriliyor.  Bu hastalık grupları şu şekilde sıralanıyor:

  • Migren ve diğer baş ağrıları,
  • Omuz, boyun, bel ve dizde görülen ağrılar,
  • Kemik erimesine bağlı ağrılar,
  • Kanser hastalarında görülen ağrılar,
  • Felçlere bağlı ağrılar,
  • Zona adı verilen ağrılı deri hastalığı sonucu oluşan ağrılar
  • Bel omurları arasındaki yapıların yıpranmasına bağlı ağrılar,
  • Sinir ve kas kökenli ağrılar,
  • Omurilik kanalının daralmasına bağlı ağrılar,
  • Damarsal dolaşım bozukluğuna bağlı ağrılar,
  • Şeker hastalığına bağlı polinöropatiler



11 Ocak 2017 Çarşamba

Algoloji



 
   Algoloji bölümü, her türlü kronik ağrının yanı sıra, sebebi bulunamayan şiddetli ağrıların tanı ve tedavisiyle uğraşan bir bilim dalıdır. Genellikle kanser ağrıları, nevraljiler, kas-iskelet sistemi ağrıları, boyun ağrıları, omuz-kol ağrıları, sırt ağrıları, bel-bacak ağrıları, damar tıkanıklığına bağlı ağrılar, nedeni belirlenemeyen ağrılar bu bölümde tedavi edilmektedir.


   Ağrı, 1979 yılında şu anda dünyada Dünya Sağlık Teşkilatından (WHO) sonraki en büyük tıp teşkilatlarından birisi olan Uluslararası Ağrı Araştırmaları Teşkilâtı tarafından şu şekilde tanımlanmaktadır:

 
 "Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan özel bir duyudur".

   Bu cümle, ağrının aslında bizim bütün yaşantımızı, yaşamımızı içeren bütün özellikleri kapsamaktadır.

   Birinci özelliği, ağrının vücudun belli bölgesinden kaynaklanmış olmasıdır. Vücuttaki bir tahribat, bir zarar bu ağrıyı başlatmaktadır. Bu anlamda ağrı, bir uyarı sistemi olarak görev yapmaktadır. Yani hastanın hekime gitmesini sağlayan en önemli bir uyarandır. Çoğu kez insanlar tansiyonlarının yükseldiğini, şeker düzeyinin yükseldiğini, hatta nabızlarının hızlandığını bile fark etmeyebilirler. Ama ağrı, onları çok daha önce uyarır ve bir bozukluğun ifadesidir. Özellikle uzun süren ağrılarda, hastaya hemen ağrısının psikolojik kökenli ağrı olduğunu söylemekten daha yanlış bir şey yoktur.

   Tıbbın bugün geldiği nokta ile bundan 30 yıl öncesini düşündüğümüzde bugün gerçek olarak kabul edilen birçok hastalığın da geçmişte sadece psikolojikmiş gibi değerlendirildiğini biliyoruz. O yüzden, ağrının birinci özelliği elle tutulur bir nedene yani bir tahribata bağlı olup olmaması değil, hastanın bunu ağrı olarak nitelendirmesidir.

   Hastanın ağrısı öncelikle hekimler tarafından gerçek olarak ele alınmalı, daha sonra bu gerçekliğin boyutları ve derecesi araştırılmalıdır.

   Ağrının diğer ikinci özelliği, geçmişte insanın yaşadıkları ile doğrudan bağlantılı olmasıdır. Hepimiz çevremizdeki insanların çeşitli ağrılı olaylara karşı davranışlarının farklı olduğunu biliriz. Kimisi daha dayanıklı, kimisi ise daha dayanıksızdır. Ağrı eşiği adı da verilen bu durum vücudun bir özelliği olarak karşımıza çıkar. İşte bu özelliğin belirlenmesinde insanın kültürel özellikleri, yaşam biçimi, bulunduğu çevre, aldığı eğitim, cinsiyeti, dili, dini ve birçok diğer inançları da etkili olmaktadır. Bu özellik, ülkeden ülkeye, kişiden kişiye, cinsiyetten cinsiyete göre farklılık gösterebilir. çünkü sonuçta ağrı, beyinde algılanan ve beyinde çözümlenen bir olaydır.

   Ağrının beyinde çözümlenmesi aynı toplumsal olayların ya da diğer duygusal olayların çözümlenmesi gibi olur. İnsanların olaya bakışı, toplumsal olaylara kişisel olaylara bakışı ile, ağrıya bakışı arasında çok büyük paralellikler vardır. 0 yüzden de, insanlar ağrıyı farklı algılarlar. Diğer bir özelliği ve son özelliği ağrının kolaylıkla ölçülemeyen öznel, kişisel bir duygu olmasıdır. Ağrı, sonuçta başta beyin olmak üzere vücudun birçok sisteminin içine girdiği ve değerlendirdiği çok karmaşık bir olay olarak karşımıza çıkmaktadır. Hastada ani başlayan ağrılarda nasıl terleme, kan basıncının yükselmesi ya da düşmesi, nabızda hızlanma, solunum hızlanması gibi değişiklikler ortaya çıkmışsa uzayan ağrılarda da toplumdan uzaklaşma gibi birtakım farklı olaylar da yine karşımıza çıkmaktadır.

   Kronik ağrı insanın uzun süre hareket etmemesine buna bağlı olarak gücünü ve etkinliğini yitirmesine yol açar. Sonucunda da insanlar yapmak istediklerini bırakırlar, amaçlarını azaltırlar. Amaçların azalması, özlemlerin kısıtlanması hastada bezginliğe ve depresyona yol açar. Bunun sonucunda da ağrının şiddeti çok fazla olmasa bile insanlar, daha fazla ağrı çeker hale gelirler. Geçmişte ağrılı olmayan birçok uyaranların ağrılı hale geldiği görülür. Öyle ki, hasta daha çok kendini kısıtlamaya başlar. Ağrının sonucunda insanların çevresiyle ilişkileri değişir, çevreleriyle olan bağlantıları bozulmaya başlar. Öncelikle aile içerisinde ağrılı hasta kendini önce ailesinden sonra da toplumdan soyutlamaya başlar ve sonuçta tamamen bezgin, toplumdan uzaklaşmış, depresyon içerisinde yeni bir kişilik olarak karşımıza çıkar. Bu da hastanın hekimden hekime koşmasına, nerede ne duyarsa uygulamasına ve tam anlamıyla çaresizlik içerisinde yanlış yollara başvurmasına yol açar. Toplumun içerisinde ağrılı hastaların bu şekilde ne yazık ki birtakım sağlık mensupları tarafından da kolaylıkla sömürüldüğü bilinmektedir.

   Çünkü ağrılı hasta bir an önce yaşamını zindana çeviren bu bozukluktan kendini kurtarmaya çalışmakta ve ne duyarsa uygulamaya çalmaktadır. Atalarımızın deyimi ile "denize düşen yılana sarılır" misali birçok yanlış tedavi uygulanır. Bu tedavilerin sonucunda hasta hem maddi kayba hem de zaman kaybına uğrar. Bu maddi kayıplar zaman zaman inanılmayacak boyutlara ulaşmaktadır.

   Ağrı tedavisinin önemi burada devreye girer, Algoloji kliniklerinde öncelikle hastanın ağrısı ve tıbbi özgeçmişi çok ayrıntılı bir şekilde sorgularız. Bunu sistemli bir muayene ve gerektiğinde çeşitli laboratuvar testleri takip eder veya görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Bazı ağrılar için sinir kas iletimini ölçen EMG adı verilen testler uygulanabilir. Tüm bu tanı yöntemleriyle kaynağı tam olarak ortaya çıkarılamayan hastalara tanı amaçlı sinir blokajları yapılabilir.

   Ayrıca hastanın ağrısının yerine ve tipine göre konu ile ilgili çeşitli uzman hekimlerin görüşleri alınır. Buna konsültasyon denir. Ağrı kliniklerinde  tanı ve tedavi bir ekip işi olarak değerlendirilir. Hastanın sadece tek bir branştan hekim tarafından değil konu ile ilgili çeşitli branşlardan uzman hekimlerce değerlendirilmesinin tanı ve tedavide önemli avantajlar sağlayacağı açıktır.

   Ağrının nedeni saptandıktan sonra yapılması gereken bu nedeni ve ağrıyı ortadan kaldırmaktır. Bunu için ilaç tedavileri uygulanabilir. Girişimsel yöntemler adı verilen çeşitli tedavi seçenekleri uygulanabilir.

   Bazı durumlarda ağrı tamamen ortadan kaldırılamayabilir. Bu durumda da hastayı ağrısıyla baş başa bırakmak yerine bu ağrıyla başa çıkma yollarını öğretmek gerekir. Buna ağrı rehabilitasyonu denir. Ağrı rehabilitasyonun amacı hastanın ağrısı tam olarak kesilememiş olsa da normal hayatını mümkün olan en iyi şekilde sürdürmesini sağlamaktır.

   Sonuç olarak ağrı çekmek kader değildir, ağrın varsa sesini duyur.