Ağrı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ağrı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2020 Salı

Ağrı Hafızası Oluşmadan Ağrı Önlenmeli


       Ağrı Hafızası Oluşmadan Ağrı Önlenmeli  

 Prof. Dr. Avni Babacan  

 


Ağrı genel anlamda organizmanın bio-psiko-sosyal denge ve uyumunun bozulduğunun bir göstergesidir. Zamanında tedavi edilmediğinde, beyne sürekli giden ağrı sinyalleri yer işgal ederek "ağrı hafızası" oluşturmaktadır. O nedenle her türlü akut ağrıyı tedavi etmek durumundayız. Tedavi edilmezse, durmadan beyine gelen sinyaller, ağrı hafızası oluşturur, yani ağrı kronikleşir.

Tedavi edilmeyen ağrılarda özellikle analjeziklerin yanlış ve gereğinden fazla kullanılması ağrının kronik hale gelmesinde etkili sebeplerden biridir. Ağrı önemsenmesi gereken bir şikâyet olup “Bu ilaç ağrıyı hemen keser” denilerek önerilen her ilacın kesinlikle kabul edilmemesi gereklidir. Aksi takdirde vücuda ciddi zararlar verilebilir. Ağrı, vücutta koruyucu bir mekanizmadır. İlaçlar uygun dozlarda mutlaka doktor kontrolünde düzenli aralıklarla alınırsa faydalı olmaktadır. Ağrı kesiciler şeker değildir.

Sürekli ilaç kullanımına bağlı gelişen ve farklı bir baş ağrısı formu olan ağrılar tedaviye daha dirençli ağrılar olarak karşımıza çıkarken uzun süre ağrı çekmenin oluşturduğu psikolojik çöküntü de bunun üzerine eklenmektedir. Hastalarımıza, ağrı oluştuğunda hemen analjezik kullanmak yerine günlük yaşam içerisine uygulayabilecekleri bir yaşam koçluğu hizmeti de sunmaktayız.

Ağrı İle Yaşamak Kader Değil... 

Algoloji (ağrı tedavisi bölümü) her türlü kronik  ağrının yanı sıra, sebebi bulunamayan şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi ile uğraşan bir bilim dalıdır.  Baş ağrıları, yüz ağrıları-nevraljiler, boyun ağrıları, omuz-kol ağrıları, sırt ağrıları, bel-bacak ağrıları, damar tıkanıklığına bağlı ağrılar, nedeni belirlenemeyen ağrılar ve belki de en önemlisi kanser ağrıları bu bölümde tedavi edilmektedir. 3 aydan fazla süren ve “kronik” olarak tanımlanan bu ağrılar modern tedavi yöntemleri ile giderilebilmektedir. Tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşamını alt üst eden bu ağrıların kalıcı çözümünde tam donanımlı merkezler ve deneyimli uzmanlara başvurulması büyük önem taşımaktadır.

Hangi Ağrılar Tedavi Edilebilir ? 

Ağrı kişisel bir deneyimdir ve bireye özgü tedavi yaklaşımlarının uygulanmasını gerektirir. Her türlü kronik ağrının yanı sıra sebebi bilinmeyen, şiddetli ağrıların tanı ve tedavisi de Algoloji uzmanlarınca gerçekleştiriliyor.  Bu hastalık grupları şu şekilde sıralanıyor:

  • Migren ve diğer baş ağrıları,
  • Omuz, boyun, bel ve dizde görülen ağrılar,
  • Kemik erimesine bağlı ağrılar,
  • Kanser hastalarında görülen ağrılar,
  • Felçlere bağlı ağrılar,
  • Zona adı verilen ağrılı deri hastalığı sonucu oluşan ağrılar
  • Bel omurları arasındaki yapıların yıpranmasına bağlı ağrılar,
  • Sinir ve kas kökenli ağrılar,
  • Omurilik kanalının daralmasına bağlı ağrılar,
  • Damarsal dolaşım bozukluğuna bağlı ağrılar,
  • Şeker hastalığına bağlı polinöropatiler



18 Eylül 2020 Cuma

Pineal kist nedir? Ne gibi şikayetlere neden olur? Tedavisi nasıl yapılır? Hangi doktora başvurmak gerekir?

Pineal kist nedir? Ne gibi şikayetlere neden olur? Tedavisi nasıl yapılır? Hangi doktora başvurmak gerekir?

  
Pineal bez beynin arka bölgesinde yer alan hormon salgılayan bez yapısında bir organdır. Oldukça iyi kanlaması olan bir yapıdır. Bu bölgede oluşan kistlerde hormon salgılamadaki aksaklıklara bağlı şikayetler gelişmektedir. Kist çok büyüdüğü takdirde beyin omurilik sıvı dolaşımını bozarak hidrosefali adı verilen beyinde su toplanmasına neden olabilmektedir. Pineal bez özellikle seratonin ve melatonin adı verilen hormonları salgılamaktadır. Bu hormonlar uyku düzeni, çevreye adaptasyon, üreme zamanlaması gibi fonksiyonları yerine getirmektedir.

 Pineal kist olan hastalarda şiddetli baş ağrısı en sık görülen semptomdur. Bunun dışında uyku bozuklukları, cinsel isteksizlik, bulanık görme, çift görme, nöbet, adet düzensizlikleri, psikiyatrik bozukluklar görülebilir. Bu tip semptomlar sizde veya çocuğunuzda varsa yapmanız gereken bir beyin cerrahına başvurmaktır.

 Pineal kist cerrahisi oldukça az cerrah tarafından yapılmakta olan zor bir cerrahidir. Ehil ellerde yapıldığı takdirde sonuçları oldukça yüz güldürücü olmaktadır. Nasıl ki hastalığımıza göre en iyi bel ağrısı tedavisi yapan, en iyi fıtığı ameliyatı yapan, en iyi bel fıtığı ameliyatı yapan, en iyi beyin tümörü ameliyatı yapan veya en iyi beyin ameliyatı yapan cerrahı arıyorsak ameliyat kararı verilen pineal kistlerde de bu ameliyatı iyi yapan cerrahları araştırmalıyız.
Hastalar öncelikle detaylı bir fizik muayeneden geçirilmeli ve sonrasında beyin MR’ ı çekilmelidir. Beyin MR’ında kistin boyutu ölçülmeli hidrosefali olup olmadığı teyit edilmelidir. Bu ölçümler hakkında en iyi beyin cerrahı tedavi şemasına karar verecektir. Ayrıca hormonal kan testleri yapılıp bu kistin hormonal yapıyı ne kadar etkilediği gözlenmelidir.

 Pineal kist hastaları çoğunlukla takip edilmektedir. Belirli aralıklarda çekilen MR’ larda kist boyutunun artıp artmadığı, hidrosefaliye gidişin olup olmadığı izlenmelidir. Bu kontrollerde kan hormon düzeyleri de bakılmalıdır. İlaç tedavisiyle düzelmeyen hormon bozuklukları, giderek kötüleşen görme bozuklukları, nöbet, hidrosefli gelişmesi gibi durumlarda pineal kist ameliyat edilir.

Ankara beyin cerrahi kliniklerinde en iyi ameliyathane ve en iyi yoğun bakım hizmetleri verilmekte ve pineal kist ameliyatı konusunda birçok deneyimli isim bulunmaktadır. Birçok beyin cerrahı Ankara iline pineal kist ameliyatı konusunda eğitim almaya gelmektedir.
Sizde veya çocuğunuzda pineal kist semptomları varsa adresiniz bu konuda doğru ve deneyimli bir beyin cerrahı olmalı…


11 Ocak 2017 Çarşamba

Algoloji



 
   Algoloji bölümü, her türlü kronik ağrının yanı sıra, sebebi bulunamayan şiddetli ağrıların tanı ve tedavisiyle uğraşan bir bilim dalıdır. Genellikle kanser ağrıları, nevraljiler, kas-iskelet sistemi ağrıları, boyun ağrıları, omuz-kol ağrıları, sırt ağrıları, bel-bacak ağrıları, damar tıkanıklığına bağlı ağrılar, nedeni belirlenemeyen ağrılar bu bölümde tedavi edilmektedir.


   Ağrı, 1979 yılında şu anda dünyada Dünya Sağlık Teşkilatından (WHO) sonraki en büyük tıp teşkilatlarından birisi olan Uluslararası Ağrı Araştırmaları Teşkilâtı tarafından şu şekilde tanımlanmaktadır:

 
 "Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan özel bir duyudur".

   Bu cümle, ağrının aslında bizim bütün yaşantımızı, yaşamımızı içeren bütün özellikleri kapsamaktadır.

   Birinci özelliği, ağrının vücudun belli bölgesinden kaynaklanmış olmasıdır. Vücuttaki bir tahribat, bir zarar bu ağrıyı başlatmaktadır. Bu anlamda ağrı, bir uyarı sistemi olarak görev yapmaktadır. Yani hastanın hekime gitmesini sağlayan en önemli bir uyarandır. Çoğu kez insanlar tansiyonlarının yükseldiğini, şeker düzeyinin yükseldiğini, hatta nabızlarının hızlandığını bile fark etmeyebilirler. Ama ağrı, onları çok daha önce uyarır ve bir bozukluğun ifadesidir. Özellikle uzun süren ağrılarda, hastaya hemen ağrısının psikolojik kökenli ağrı olduğunu söylemekten daha yanlış bir şey yoktur.

   Tıbbın bugün geldiği nokta ile bundan 30 yıl öncesini düşündüğümüzde bugün gerçek olarak kabul edilen birçok hastalığın da geçmişte sadece psikolojikmiş gibi değerlendirildiğini biliyoruz. O yüzden, ağrının birinci özelliği elle tutulur bir nedene yani bir tahribata bağlı olup olmaması değil, hastanın bunu ağrı olarak nitelendirmesidir.

   Hastanın ağrısı öncelikle hekimler tarafından gerçek olarak ele alınmalı, daha sonra bu gerçekliğin boyutları ve derecesi araştırılmalıdır.

   Ağrının diğer ikinci özelliği, geçmişte insanın yaşadıkları ile doğrudan bağlantılı olmasıdır. Hepimiz çevremizdeki insanların çeşitli ağrılı olaylara karşı davranışlarının farklı olduğunu biliriz. Kimisi daha dayanıklı, kimisi ise daha dayanıksızdır. Ağrı eşiği adı da verilen bu durum vücudun bir özelliği olarak karşımıza çıkar. İşte bu özelliğin belirlenmesinde insanın kültürel özellikleri, yaşam biçimi, bulunduğu çevre, aldığı eğitim, cinsiyeti, dili, dini ve birçok diğer inançları da etkili olmaktadır. Bu özellik, ülkeden ülkeye, kişiden kişiye, cinsiyetten cinsiyete göre farklılık gösterebilir. çünkü sonuçta ağrı, beyinde algılanan ve beyinde çözümlenen bir olaydır.

   Ağrının beyinde çözümlenmesi aynı toplumsal olayların ya da diğer duygusal olayların çözümlenmesi gibi olur. İnsanların olaya bakışı, toplumsal olaylara kişisel olaylara bakışı ile, ağrıya bakışı arasında çok büyük paralellikler vardır. 0 yüzden de, insanlar ağrıyı farklı algılarlar. Diğer bir özelliği ve son özelliği ağrının kolaylıkla ölçülemeyen öznel, kişisel bir duygu olmasıdır. Ağrı, sonuçta başta beyin olmak üzere vücudun birçok sisteminin içine girdiği ve değerlendirdiği çok karmaşık bir olay olarak karşımıza çıkmaktadır. Hastada ani başlayan ağrılarda nasıl terleme, kan basıncının yükselmesi ya da düşmesi, nabızda hızlanma, solunum hızlanması gibi değişiklikler ortaya çıkmışsa uzayan ağrılarda da toplumdan uzaklaşma gibi birtakım farklı olaylar da yine karşımıza çıkmaktadır.

   Kronik ağrı insanın uzun süre hareket etmemesine buna bağlı olarak gücünü ve etkinliğini yitirmesine yol açar. Sonucunda da insanlar yapmak istediklerini bırakırlar, amaçlarını azaltırlar. Amaçların azalması, özlemlerin kısıtlanması hastada bezginliğe ve depresyona yol açar. Bunun sonucunda da ağrının şiddeti çok fazla olmasa bile insanlar, daha fazla ağrı çeker hale gelirler. Geçmişte ağrılı olmayan birçok uyaranların ağrılı hale geldiği görülür. Öyle ki, hasta daha çok kendini kısıtlamaya başlar. Ağrının sonucunda insanların çevresiyle ilişkileri değişir, çevreleriyle olan bağlantıları bozulmaya başlar. Öncelikle aile içerisinde ağrılı hasta kendini önce ailesinden sonra da toplumdan soyutlamaya başlar ve sonuçta tamamen bezgin, toplumdan uzaklaşmış, depresyon içerisinde yeni bir kişilik olarak karşımıza çıkar. Bu da hastanın hekimden hekime koşmasına, nerede ne duyarsa uygulamasına ve tam anlamıyla çaresizlik içerisinde yanlış yollara başvurmasına yol açar. Toplumun içerisinde ağrılı hastaların bu şekilde ne yazık ki birtakım sağlık mensupları tarafından da kolaylıkla sömürüldüğü bilinmektedir.

   Çünkü ağrılı hasta bir an önce yaşamını zindana çeviren bu bozukluktan kendini kurtarmaya çalışmakta ve ne duyarsa uygulamaya çalmaktadır. Atalarımızın deyimi ile "denize düşen yılana sarılır" misali birçok yanlış tedavi uygulanır. Bu tedavilerin sonucunda hasta hem maddi kayba hem de zaman kaybına uğrar. Bu maddi kayıplar zaman zaman inanılmayacak boyutlara ulaşmaktadır.

   Ağrı tedavisinin önemi burada devreye girer, Algoloji kliniklerinde öncelikle hastanın ağrısı ve tıbbi özgeçmişi çok ayrıntılı bir şekilde sorgularız. Bunu sistemli bir muayene ve gerektiğinde çeşitli laboratuvar testleri takip eder veya görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Bazı ağrılar için sinir kas iletimini ölçen EMG adı verilen testler uygulanabilir. Tüm bu tanı yöntemleriyle kaynağı tam olarak ortaya çıkarılamayan hastalara tanı amaçlı sinir blokajları yapılabilir.

   Ayrıca hastanın ağrısının yerine ve tipine göre konu ile ilgili çeşitli uzman hekimlerin görüşleri alınır. Buna konsültasyon denir. Ağrı kliniklerinde  tanı ve tedavi bir ekip işi olarak değerlendirilir. Hastanın sadece tek bir branştan hekim tarafından değil konu ile ilgili çeşitli branşlardan uzman hekimlerce değerlendirilmesinin tanı ve tedavide önemli avantajlar sağlayacağı açıktır.

   Ağrının nedeni saptandıktan sonra yapılması gereken bu nedeni ve ağrıyı ortadan kaldırmaktır. Bunu için ilaç tedavileri uygulanabilir. Girişimsel yöntemler adı verilen çeşitli tedavi seçenekleri uygulanabilir.

   Bazı durumlarda ağrı tamamen ortadan kaldırılamayabilir. Bu durumda da hastayı ağrısıyla baş başa bırakmak yerine bu ağrıyla başa çıkma yollarını öğretmek gerekir. Buna ağrı rehabilitasyonu denir. Ağrı rehabilitasyonun amacı hastanın ağrısı tam olarak kesilememiş olsa da normal hayatını mümkün olan en iyi şekilde sürdürmesini sağlamaktır.

   Sonuç olarak ağrı çekmek kader değildir, ağrın varsa sesini duyur.