Covid-19 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Covid-19 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2022 Cuma

Covid-19 Önlemi Olarak Karantinanın Yararsızlığı Üzerine


 

                                                                                       Prof. Dr. Mehmet E. Korkmaz 

    Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek üzere toplulukların hareketlerinin kısıtlanması için kullanıyoruz karantina kelimesini. İngilizcede kilit altına almak gibi daha katı vurgulu bir sözcük var;“lockdown"Merriam-Wesvter sözcüğün köken olarak 40 sayısının İtalyancası olan "quaranta" dan geldiğini yazıyor. Ekonomisi ticarete dayanan Venedik'te, salgın hastalık bulaşmasın diye kente gelen gemiler 40 gün şehir açıklarında denizde bekletilirmiş. 

    2019 sonunda ortaya çıkan kısa sürede pandemi yapan Covid 19, bu ortaçağ uygulamasının makul bir önlem gibi alıgılanmasına yol açtı. Oysa makul algıladığımız ne etkili ne de doğru olmak durumundadır. Bu kısa yazıda Covid-19 kapatmalarının işe yaramadığı gibi çok ciddi kişisel ve sosyal sorunlara neden olduğunu anlatmaya çalışacağım. 

    Muayehanemin olduğu sokakta, yaklaşık 300 m yarıçapında bir alanda pastane, fotograğ dükkanı, berber ve iki butik pandemi kapatmalarının sonrası battı ve kalıcı kapandı. Büyük işletmelerin, fabrikaların, inşaatların ve büyük alışveriş merkezlerinin kapatılmadığı düşünülürse sağlık yararı zaten soru işareti olan bu uygulama ilk ağızda küçük işletmelerin yok olup büyüklere kaynak transferi ile sonuçlandı. 

    Johns Hopkins Üniversitesi'nden yapılan bir analiz, COVID-19 pandemisinin ilk dalgası sırasında karantinaların COVID ile ilgili ölümlerin sayısını azaltmak için çok az şey yaptığını ve dünya üzerindeki yıkıcı etkileri nedeniyle"bir pandemi politikası aracı olarak baştan reddedilmesi" gerektiğini söylüyor. Çalışmaya karantina inancının işe yarayıp yaramadığını test eden 18590 araştırmanın taranması ile başlanmış, yeterli nitelikte 24 çalışma meta-analize dahil edilmiş. Studies in Applied Economics dergisinde yayınlanan makalenin yazarları, "Tecritlerin, okulların kapatılması, sınırların kapatılması ve toplantıların sınırlandırılmasının COVID-19 mortalitesi üzerinde gözle görülür bir etkisi olduğuna dair hiçbir kanıt bulamıyoruz"" Genel olarak, karantinaların bir pandemi sırasında, en azından COVID-19 pandemisinin ilk dalgasında, ölüm oranlarını azaltmanın etkili bir yolu olmadığı gözlenmiştir" diyor. Yazarların sonuç cümlesi aynen şöyle, "Sonuç olarak karantina politikaları temelsizdir ve bir pandemi aracı olarak reddedilmelidir(1). 

    Tecridin işe yaramazlığı bir yanan bir de yarattığı yıkım var. Aşağıda UNICEF'in resmi raporunun özeti, karantinaların fakir ülkelerde yarattığı dehşeti gösteriyor (2). Yaklaşık 1,8 milyar insana ev sahipliği yapan Afganistan, Nepal, Bangladeş, Hindistan, Pakistan ve Sri Lanka'ya odaklanan bu raporda en kötü etkilenenlerin kadınlar, çocuklar ve ergenler olduğu tespit edilmiş. Güney Asya 2022 başına kadar yaklaşık 13 milyon Covid ve 186.000'den fazla ölüm bildirilmiş. Bu ülkeler de dünyanın kalanı gibi sıkı karantinalar yapmış. Hastaneler, eczaneler ve bakkallar açık kalırken, hemen hemen her şey kapanmış. Şimdi gelelim ölümcül sonuçlara (2).- 

  • Bu 6 ülkede, beslenme yardımlarından bağışıklamaya kadar çok önemli hizmetlerin durdurulması nedeniyle, 5 yaşından küçük çocukların ek 228.000 ölüm gerçekleştiği düşünülüyor.
  • Şiddetli yetersiz beslenme nedeniyle tedavi edilen çocuk sayısının Bangladeş ve Nepal'de %80'den fazla azaldığı ve çocuklar arasındaki aşılamanın Hindistan ve Pakistan'da sırasıyla %35 ve %65 oranında düştüğünü söylüyor. 
  • Rapor çocuk ölümlerinin 2020'de Hindistan'da %15,4, Bangladeş'te %13 gibi dehşet verici biçimde arttığını yazıyor. Anne ölümlerinde en keskin artış Sri Lanka'da görüşmüş ve %21,5 ile onu Pakistan'ın %21,3'ü izlemiş. 
  • Dahası da var. Doğum kontrolüne erişimin zayıf olması veya hiç olmaması nedeniyle gençler arasında 400.000 olmak üzere yaklaşık 3.5 milyon ek istenmeyen gebelik olduğunu tahmin ediliyor. Salgının ve ardından gelen karantinaların tam etkisi, ülkeler halk sağlığı ve eğitim programlarını değerlendirdikçe netlik kazanacak ancak Hindistan'daki uzmanlar, önümüzdeki birkaç ay içinde veriler geldiğinde, yetersiz beslenme oranlarının ülke genelinde önemli ölçüde daha kötü olacağından korkuyorlar (2). Sağlık hizmetlerinin kesintiye uğraması diğer hastalıklardan mustarip olanları da etkiledi. Tapor bölge genelinde tüberküloz,sıtma, tifo ve HIV/AIDS nedeniyle tedavi edilemeyen ergenler arasında 5.943 ölüm daha olacağını tahmin ediyor (2). 
    Tüm Güney Asya halen dönem dönem karantina uyguluyor ve virüsün yayılma hızında hiçbir azalma yok. İşe yaramayan bir şeyde neden ısrar edilir anlamak mümkün değil. Aklıma Yuval Noah Harari'nin "insanların aptallığını küçümsemeyin" sözü geliyor. 

    Eğer bunlar az gelişmemiş ülke rakamları diye düşündüyseniz yanılıyorsunuz. İngiltere'nin Darülacezesi diyebileceğimiz " The Hospice UK" pandemi öncesi 5 yıllık ortalamaya kıyasla, beklediğinizden 100.000 daha fazla ölüme ulaşılacağını ve özel evlerde ölen insan sayısının bağımsız Covid soruşturmasına dahil edilmesini istedi(3,4). Bir de tabii tıbbi bakıma ulaşamama nedeniyle yaşam kaybı söz konusu. İngiltere'de karantinada tedavi edilebilir nedenlere bağlı ölümlerin 4 kat arttığı düşünülüyor (5). 

    Tecridin olası ve belgelenmesi daha zor sonuçları da var; tecrit kaynaklı alkolizm ve aşırı doz ilaç kullanımı, sokağa çıkma yasağına bağlı intiharlar,  karantinaya bağlı depresyon, şişmanlık, artan koroner kalp hastalığına bağlı ölümler ve belki yakın gelecekte yoksulluk kaynaklı ölüm artışları bunlar arasında sayılabilir.

    Üstelik tecridin işe yaramayacağı 2020 yılında anlaşılmıştı. Dünyanın önde gelen enfeksiyon hastalıkları uzmanları ve epidemiyologlar “Great Barrington Declaration” başlıklı benim de imzacısı olduğum bir deklarasyon yayınladılar. Deklarasyonun sonuç kısmında aynen şöyle denmekte (6);

    “Hassas grupta olmayanların derhal normal hayata dönmelerine izin verilmelidir. El yıkama ve hastayken evde kalma gibi basit sağlık önlemleri, sürü bağışıklığı eşiğini azaltmak için herkes tarafından uygulanmalıdır. Okullar ve üniversiteler yüz yüze öğretime açık olmalıdır. Spor gibi ders dışı etkinliklere devam edilmelidir. Düşük riskli genç yetişkinler evden çalışmak yerine normal şekilde çalışmalıdır.

    Restoranlar ve diğer işletmeler açılmalı. Sanat, müzik, spor ve diğer kültürel faaliyetler devam etmelidir. Daha fazla risk altındaki insanlar isterlerse katılabilir, toplum bir bütün olarak toplum bağışıklığı geliştirmiş olanlar tarafından savunmasız kişilere verilen korumadan yararlanır.

    Bu deklarasyonun ve aslında kısaca İsveç ve İskandinavya örneğinin en sağduyulu model olduğunu söylemek isterim. Başta ayrımsız tecrit olmak Covid-19 pandemisi bize birçok şeyi yanlış yaptığımızı gösterdi. 

Kaynakça 

  1. Herby, Jonas & Jonung, Lars & Hanke, Steve, 2022. "A Literature Review and Meta- Analysis of the Effects of Lockdowns on COVID-19 Mortality." Studies in Applied Economics 200, The Johns Hopkins Institute for Applied Economics, Global Health, and the Study of Business Enterprise 
  2. https://unicef.org/rosa/media/13066/file/Main%20Report.pdf 
  3. https://www.channel4.com/news/excess-deaths-at-home-during-pandemic-likely-to-reach-100000-says-hospice-uk  
  4. https://www.hospiceuk.org/our-campaigns/dying-matters/dying-home-what-happening-behind-closed-doors 
  5. https://www.telegraph.co.uk/news/2022/01/29/deaths-people-whose-medical-care-disrupted-quadrupled-first/
  6. https://gbdeclaration.org/ 

Prof.Dr. Mehmet E.Korkmaz. İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı  
Filistin Caddesi, Beyaz Zambaklar Sokak 6/5 GOP/ Çankaya / Ankara 

4 Nisan 2022 Pazartesi

Gıda endüstrisi sağlıksız ürünlerinin promosyonu için Covid-19 salgınından bile faydalanıyor

 

                                                                                                        Prof. Dr. Mehmet Emin Korkmaz  
Dünyanın dört bir yanında “sağlıksız” ürün pazarlayan şirketler, Covid-19 salgınını ticari kazanç için değerlendirerek, toplumların sağlığını uzun vadede tehdit ediyorlar.

Hazır gıda, alkol, tütün, abur cubur, bebek sütü formülü ve fosil yakıt ticareti yapan firmalar, markalarını parlatmak, etki oluşturmak ve stratejik çıkarlarını ilerletmek için korona virüsü krizi gibi bir trajediyi bile fırsat bilmiş durumda. Hükümetler karantina önlemleri ve benzeri kısıtlamaları uyguladıkça, işlenmiş yiyecek ve içecek üreticileri ürünlerini temel tedarik zincirinin bir parçası olarak sınıflandırmak için kampanya yaptılar, satış vergilerinde indirim istediler. Şirketler sosyal mesafeye odaklanarak, reklam alanı olarak yüz maskelerini kullanan ve marka görüntülerini çevrimiçi video iletişim platformlarına ekleyen ürün promosyonları geliştirdiler. İtibar ve meşruiyetlerini artırmak için hükümetler, Birleşmiş Milletler programları ve Kızıl Haç gibi sivil yardım kuruluşları ile ortaklıkları ve işbirliklerini güçlendirmeye çalıştılar. 

NCD Alliance'ın raporu göz açıcı nitelikte. Bu projede araştırmacılar, 94 ülkede, 2020 yılının Mayıs ve Temmuz ayları arasında şirket faaliyetlerini analiz etmiş. Bulguları çarpıcı. Bu rapordan aldığım bazı örnekleri sizlerle paylaşmak isterim:

  • Brezilya'da bira üreticisi Karsten, logosunu bir çift akciğere benzeyecek şekilde uyarladı ve "İyi bira hava gibidir: onsuz yaşayamazsınız" sloganını ekleyerek tüketicileri Karsten ile hayatta kalmak için üç adımı takip etmeye teşvik etti: "İzolasyon uygulayın, dezenfektan kullanın ve eğlenmek için bira için." 
  • Burger King, oyunlaştırma ve konum belirleme uygulamalarıyla birçok ülkede pazarlamasını geliştirdi ve “evde kalırsanız bedava burger ile ödüllendireceğiz” kampanyası yaptı. Açıklamaları göz yaşartıcıydı: “İnsanların hayatlarının bir parçası olmak istiyoruz.” 
  • ABD'de McDonalds, ilk müdahale ekiplerindeki sağlık çalışanlarına eğer satın aldıkları menü ile bir selfie paylaşırlarsa ücretsiz "teşekkür" yemeği önerdi. 
  • Güney Afrika'da Coca-Cola, bir obezite bakım merkezi de dâhil olmak üzere yerel sağlık merkezlerine "soğuk içecekler" bağışladı. 
Aynı rapor, Nestlé, McDonalds, McCain, Burger King, KFC, Heineken, Kingfisher ve Diageo gibi büyüklerin ve bunların dışında yüzlerce küçük şirketin salgından yararlanmak için benzer reklam faaliyetinde bulunduğunu bildiriyor. Muhtemelen raporda yazılanlar "buzdağının görünen ucu" olarak değerlendirilmelidir.

Taktikleri şöyle özetlenebilir: Sağlıksız, paketlenmiş ultra işlenmiş yiyecek ve içecekleri bağışlayarak, artan sosyal ihtiyaçlar ve ekonomik zorluklarla mücadele eden düşük gelirli ülkelerdeki savunmasız nüfuslar için gıda ihtiyacına cevap veriyor görünüyorlar. Sağlıksız ürünlerini hayır işlerine bağlayan pazarlama kampanyaları yapıyorlar. Abur cubur tüketimini artırmak için nostaljiye ve duygulara hitap eden mesajlar kullanarak sağlıksız ürünlerinin vazgeçilmez olduğunu söylüyorlar.

Mesajlarını iletmek için pandemiye özel pazarlama kampanyaları ve gösteriler organize ederek, sosyal sorumluluk ve hayırseverlik programları düzenleyerek ve hükümetler ve sivil toplum kuruluşları ile ortaklıklar yaparak uygun politika ortamlarını şekillendirmeye çalışıyorlar. Yaptıklarından utanma diye bir şey yok. Örneğin, hazır gıda markaları etiketlerini "sağlık kahramanlarına teşekkür ederiz" şeklinde değiştiriyor, kendilerini ve çalışanlarını pandemi bağlamının “kahramanları” olarak öne çıkarıyorlar. Bazıları ise konuya daha küresel yaklaşıp, fakir ülkelerin yetersiz finanse edilen kamu hizmetlerini desteklediklerini söylüyor. 

Hazır gıda endüstrisinin ürünleri, işlenmiş gıda ve şekerli içecekler, şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yetersiz beslenme gibi sorunlara yol açıyor. Bu sorunlar da halihazırda insanları en çok öldüren ve sakat bırakan durumlar. Ürünleri, topluca bulaşıcı olmayan hastalıklar olarak adlandırılan bu hastalıkların gelişimini artıran ve insanları pandemi altında daha fazla acı çekme riskine sokan şirketlerin kendilerini kahraman olarak nitelemesi ürkütücü bir ironi. 

Hükümetler ve düzenleyiciler sert bir yanıt vermek zorundadır. Öncelikle yapılması gereken sağlıklı beslenmemin tanımlanması ve ürün etiketleme ve tanıtımında katı uygulamalara izin veren yasal düzenlemenin çıkartılmasıdır. Gıda endüstrisinin reklam ve pazarlama çabaları kısıtlanmalıdır.

Ancak bu da yeterli olmayacaktır. Bilgi kirliliğinin çok yaygın olduğu bir çağın belki de en kırılgan dönemindeyiz. Pek çoğumuz değişen şartlara uyum sağlamakta zorlanıyoruz ve büyük ihtimalle geleceğe dair kaygılıyız. Kaygılarımız, doğru ile yanlışı ayırt etme becerimizi tehdit ediyor. Biz tüketicilerin bu durumunu gözlemleyebilen, küresel ekonomik buhranda kaybedecek çok şeyi olan büyük şirketlerin, kazanç için her şeyi yapabileceklerini unutmamalıyız. Pandemiye ilişkin kamu bilincini ve korkularını kullanan bu firmalarla etkin mücadele edilmelidir. Düzenlemeleri engellemek veya zayıflatmak ve vergi politikalarını kendi çıkarlarına göre şekillendirmek gayretleri, sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışılarak kamuoyuna duyurulmalıdır. Aksi takdirde toplumlar tek yönlü bir beyin yıkama faaliyeti ile karşı karşıya kalacaktır.



*Prof. Dâhiliye ve Kardiyoloji Uzmanı, https://drmehmeteminkorkmaz.com 

6 Ekim 2021 Çarşamba

Covid-19 Dersleri

                                       

                                                                                Prof. Dr. Mehmet Emin Korkmaz

McKeown hipotezi/kehaneti tıbbi girişimlerin, halk sağlığı için alınan tedbirler, sosyoekonomik ilerlemeler ve hastalıkların kendi doğal dinamiklerine kıyasla küçük bir rol oynadığını ve hep onların gerisinden geldiğini söyler. Covid-19’a kadar da gerçekten olan budur. 

Bütün insanlığa ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlatan bu virüsün, geldiği gibi hemen çekip gitmesini istedik. Virüs, kendimiz ya da sevdiğimiz birisi için öldürücü olabilirdi. Görünmez düşman her yerdeydi; bulaşma ihtimali, gizli bir elin karanlıkta bedenimize dokunma ihtimali karşısında duyacağımıza benzer dehşet duygusu yaratıyordu. 

İşte bu tedirginlik yüzündendir ki, virüsü hayatlarımızdan uzaklaştıracak aşıyı beklerken sanki çok uzun bir zaman geçmiş gibi geldi hepimize. Hâlbuki ki, Covid aşısının bulunma hızı bir devrim niteliğindedir. Covid-19 aşısının geliştirilmesi o kadar hızlıdır ki, tıp tarihinde ilk kez McKeown hipotezi/kehaneti ölümcül bir yara almıştır. 

Bu hipotez, tıbbi girişimlerin, halk sağlığı için alınan tedbirler, sosyoekonomik ilerlemeler ve hastalıkların kendi doğal dinamiklerine kıyasla küçük bir rol oynadığını ve hep onların gerisinden geldiğini söyler. Covid-19’a kadar da gerçekten olan budur. Bu virüsten önce, bulaşıcı hastalıklar için geliştirilen aşılar ve ilaç tedavileri hemen her zaman, hastalıkların yayılımlarının son aşamalarında mümkün olabilmiştir. Bir zamanlar insanlığın başına bela olan, kızamık, kızıl, tüberküloz, tifo gibi hastalıkları yenmek için, (bulunduklarında “mucize” adı verilen) ilaç ve aşıların geliştirilme süreçlerine bakın. Bütün bu tedaviler, hastalıkların kendi doğal seyri içinde zaten sona ermiş olduğu bir noktada geliştirilebildiler. Deyim yerindeyse, melanetler zaten çıkıp gitmişti; bu “mucize ilaçlar” onların ardından kapıyı kapadılar sadece. 

Covid-19 için aşı geliştirme süreci bu anlamda tıpta yepyeni bir dönemi başlattı. İlk defa bir aşı, salgın hastalığın en başında üretilebildi. Çin’de yeni bir virüse bağlı şiddetli akut solunum yetmezliği sendromu 2019’un sonunda bildirilmiş, yaklaşık bir hafta içerisinde bunun yeni bir korona virüsü (Sars-CoV-2) olduğu anlaşılmış ve virüsün genomunun RNA dizilimi 10 Ocak 2020’de açıklanmıştır. 

Bu yıl Kasım ayında yüzde 94.5 oranında etkili olduğu bildirilen Moderna firmasının mRNA aşısı ise 13 Ocak 2020’de tasarlanmıştı bile. ABD’de ilk ölüm bildirildiğinde aşı üretilmiş ve Ulusal Sağlık Enstitüsü'ne gönderilmişti. Benzer bir hız Alman ve İngiliz menşeli aşılar için de geçerlidir. Çinlilerin ürettiği “ölü-virüs aşısı” CoronaVac 10 Ağustos’ta klinik çalışma izni almıştı. Yıl bitmeden Brezilya, Endonezya ve Türkiye’de Faz 3 çalışmaları tamamlanmak üzere.


2 Haziran 2021 Çarşamba

İç Hastalıkları 2021/ 10 Yeni Bilgi


                                                                                                 Prof. Dr. Burçak Kayhan
  1. Covid-19 için Johnson ve Johnson tek doz aşısından sonra Bostonda bir hastada 10. Günde ciddi bir adele ve sinir hastalığı olan Guillain-Barre Sendromu gelişmiştir. Normalde, Guillain-Barre solunum ve sindirim sistemindeki viral enfeksiyonlar sonrası ortaya çıkmaktadır ve sinirlerin etrafındaki zarların erimesiyle sinir iletiminin bozulmasıyla hastalık kendini göstermektedir. 
  2. Covid aşılarında olan tromboz riski, esasında bütün adenovirüs odaklı aşılarda sıklıkla görülen kan pıhtılaşması ve  pıhtılaşma hücrelerinde azalma şeklinde kendilerini göstermektedir. Bu özellik, Astra Zeneca Covid-19 aşısında tespit edilmiştir. Astra Zeneca aşısıyla 16 vakada serebral venöz tromboz, 53 olguda splcchnik vende(sindirim sisteminin damarı) tromboz rapor edilmiştir. 
  3. Covid-19’ün dünyada kökünü kuratabilir miyiz? Yoksa yanlızca bölgesel olarakmı yok edebiliriz ?
    Bilim insanlarının cevabı:  Dünyadan covid-19’un kökünü kurutamayacağımız yönündedir. 
  4. Göz kapağında ve gözünün çevresinde etbeni veya ksantoma olanların kolonlarında polip sıklığı daha fazla bulunmuştur. Bu sebeple kolonoskopi  bu tür hastalarda hayat kurtarıcı olabilmektedir. 
  5. Obeziteye karşı  ilk tıbbi savaş endoskopik olarak mideye konan balonla başlamıştır. Daha sonra bir kenara itilen bu tedavi yerini birçok ölümcül komplikasyonu olan cerrahiye bırakmıştır. Fakat son yıllarda balonun obezitedeki önemi ve güvenli bir tedavi olma yöntemi birçok makalede tekrar bildirilmektedir.  ABD balon kullanımı FDA tarafından önerilmektedir. 
  6. Evde bakım hastalarında en sık komplikasyon yemek veya ilaç içerken ortaya çıkan aspirasyon (yenilenlerin akciğere kaçması)sorunudur. Yemeklerin akciğer yoluna gitmesi çok büyük sorunlar oluşturmaktadır. Daha kötüsü, birçok evde bakım hastasına yemek yediren ve bakanların sağlık eğitimi olmayan elemanlar olduğu unutulmamalıdır. Bu sebeple aspirasyonu onlarda anlamadığından, hastalar kısa sürede  kaybedilmektedir. Uzun süre evde yatalak bakılacak hastaların karnına endoskop yardımıyla  katater koyulmasıyla (PEG) hasta beslenimleri daha düzenli olmakta ve hastalar daha güven içinde olmaktadır. 
  7. Anal bölgedeki çatlaklar, en çok hemoroidle halk tarafından karıştırılmaktadır. Her iki hastalıkta bölge olarak aynı noktada olsa ve aynı bulguları verselerde, tedavileri  farklıdır. Bu ayrımın doğru yapılabilmesi için muayenenin bir proktoloji masasında yapılması gereklidir. Malesef, bu muayene masaları sağlık kuruluşlarında yaygın değildir. 
  8. Çiğ balıktan insana geçen bir prazit türünün sebep olduğu hastalık olan anikazis, türk toplumundada görülmeye başlamıştır. Ciddi mide problemi olan kişide tanı endoskopi yardımıyla konulmaktadır. 
  9. Kronik sinuzit kişide nörolojik bozukluğa bağlı davranışşal problemler yaratabilmektedir. 
  10. Covid-19, genç erişkinlerde (16-19 yaş) ağız mukozasında ve cinsel organ mukozasında döküntüsel cilt lezyonları yaparak kendini gösterebilmektedir.


     




     




9 Nisan 2021 Cuma

Gıda endüstrisi sağlıksız ürünlerinin promosyonu için Covid-19 salgınından bile faydalanıyor...

 

                                                                                                Prof.Dr. Mehmet Emin Korkmaz


Dünyanın dört bir yanında “sağlıksız” ürün pazarlayan şirketler, Covid-19 salgınını ticari kazanç için değerlendirerek, toplumların sağlığını uzun vadede tehdit ediyorlar...


Hazır gıda, alkol, tütün, abur cubur, bebek sütü formülü ve fosil yakıt ticareti yapan firmalar, markalarını parlatmak, etki oluşturmak ve stratejik çıkarlarını ilerletmek için korona virüsü krizi gibi bir trajediyi bile fırsat bilmiş durumda. Hükümetler karantina önlemleri ve benzeri kısıtlamaları uyguladıkça, işlenmiş yiyecek ve içecek üreticileri ürünlerini temel tedarik zincirinin bir parçası olarak sınıflandırmak için kampanya yaptılar, satış vergilerinde indirim istediler. Şirketler sosyal mesafeye odaklanarak, reklam alanı olarak yüz maskelerini kullanan ve marka görüntülerini çevrimiçi video iletişim platformlarına ekleyen ürün promosyonları geliştirdiler. İtibar ve meşruiyetlerini artırmak için hükümetler, Birleşmiş Milletler programları ve Kızıl Haç gibi sivil yardım kuruluşları ile ortaklıkları ve işbirliklerini güçlendirmeye çalıştılar. 

NCD Alliance'ın raporu göz açıcı nitelikte. Bu projede araştırmacılar, 94 ülkede, 2020 yılının Mayıs ve Temmuz ayları arasında şirket faaliyetlerini analiz etmiş. Bulguları çarpıcı. Bu rapordan aldığım bazı örnekleri sizlerle paylaşmak isterim: 
  • Brezilya'da bira üreticisi Karsten, logosunu bir çift akciğere benzeyecek şekilde uyarladı ve "İyi bira hava gibidir: onsuz yaşayamazsınız" sloganını ekleyerek tüketicileri Karsten ile hayatta kalmak için üç adımı takip etmeye teşvik etti: "İzolasyon uygulayın, dezenfektan kullanın ve eğlenmek için bira için." 
  • Burger King, oyunlaştırma ve konum belirleme uygulamalarıyla birçok ülkede pazarlamasını geliştirdi ve “evde kalırsanız bedava burger ile ödüllendireceğiz” kampanyası yaptı. Açıklamaları göz yaşartıcıydı: “İnsanların hayatlarının bir parçası olmak istiyoruz.” 
  • ABD'de McDonalds, ilk müdahale ekiplerindeki sağlık çalışanlarına eğer satın aldıkları menü ile bir selfie paylaşırlarsa ücretsiz "teşekkür" yemeği önerdi. 
  • Güney Afrika'da Coca-Cola, bir obezite bakım merkezi de dâhil olmak üzere yerel sağlık merkezlerine "soğuk içecekler" bağışladı.  
Aynı rapor, Nestlé, McDonalds, McCain, Burger King, KFC, Heineken, Kingfisher ve Diageo gibi büyüklerin ve bunların dışında yüzlerce küçük şirketin salgından yararlanmak için benzer reklam faaliyetinde bulunduğunu bildiriyor. Muhtemelen raporda yazılanlar "buzdağının görünen ucu" olarak değerlendirilmelidir. 

Taktikleri şöyle özetlenebilir: Sağlıksız, paketlenmiş ultra işlenmiş yiyecek ve içecekleri bağışlayarak, artan sosyal ihtiyaçlar ve ekonomik zorluklarla mücadele eden düşük gelirli ülkelerdeki savunmasız nüfuslar için gıda ihtiyacına cevap veriyor görünüyorlar. Sağlıksız ürünlerini hayır işlerine bağlayan pazarlama kampanyaları yapıyorlar. Abur cubur tüketimini artırmak için nostaljiye ve duygulara hitap eden mesajlar kullanarak sağlıksız ürünlerinin vazgeçilmez olduğunu söylüyorlar.
 
Mesajlarını iletmek için pandemiye özel pazarlama kampanyaları ve gösteriler organize ederek, sosyal sorumluluk ve hayırseverlik programları düzenleyerek ve hükümetler ve sivil toplum kuruluşları ile ortaklıklar yaparak uygun politika ortamlarını şekillendirmeye çalışıyorlar. Yaptıklarından utanma diye bir şey yok. Örneğin, hazır gıda markaları etiketlerini "sağlık kahramanlarına teşekkür ederiz" şeklinde değiştiriyor, kendilerini ve çalışanlarını pandemi bağlamının “kahramanları” olarak öne çıkarıyorlar. Bazıları ise konuya daha küresel yaklaşıp, fakir ülkelerin yetersiz finanse edilen kamu hizmetlerini desteklediklerini söylüyor. 

Hazır gıda endüstrisinin ürünleri, işlenmiş gıda ve şekerli içecekler, şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yetersiz beslenme gibi sorunlara yol açıyor. Bu sorunlar da halihazırda insanları en çok öldüren ve sakat bırakan durumlar. Ürünleri, topluca bulaşıcı olmayan hastalıklar olarak adlandırılan bu hastalıkların gelişimini artıran ve insanları pandemi altında daha fazla acı çekme riskine sokan şirketlerin kendilerini kahraman olarak nitelemesi ürkütücü bir ironi. 

Hükümetler ve düzenleyiciler sert bir yanıt vermek zorundadır. Öncelikle yapılması gereken sağlıklı beslenmemin tanımlanması ve ürün etiketleme ve tanıtımında katı uygulamalara izin veren yasal düzenlemenin çıkartılmasıdır. Gıda endüstrisinin reklam ve pazarlama çabaları kısıtlanmalıdır. 

Ancak bu da yeterli olmayacaktır. Bilgi kirliliğinin çok yaygın olduğu bir çağın belki de en kırılgan dönemindeyiz. Pek çoğumuz değişen şartlara uyum sağlamakta zorlanıyoruz ve büyük ihtimalle geleceğe dair kaygılıyız. Kaygılarımız, doğru ile yanlışı ayırt etme becerimizi tehdit ediyor. Biz tüketicilerin bu durumunu gözlemleyebilen, küresel ekonomik buhranda kaybedecek çok şeyi olan büyük şirketlerin, kazanç için her şeyi yapabileceklerini unutmamalıyız. Pandemiye ilişkin kamu bilincini ve korkularını kullanan bu firmalarla etkin mücadele edilmelidir. Düzenlemeleri engellemek veya zayıflatmak ve vergi politikalarını kendi çıkarlarına göre şekillendirmek gayretleri, sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışılarak kamuoyuna duyurulmalıdır. Aksi takdirde toplumlar tek yönlü bir beyin yıkama faaliyeti ile karşı karşıya kalacaktır. 


*Prof. Dâhiliye ve Kardiyoloji Uzmanı, https://drmehmeteminkorkmaz.com