3 Haziran 2022 Cuma

İyileştirici Tıptan Koruyucu Tıbba, Koruyucu Tıptan Rejeneratif Tıbba, Bitmeyen Yolculuk


                                                                                         Prof. Dr. Semih Keskil 

    Tıbbın yüzlerce yıldır, bir görüşe göre de binlerce yıldır tek bir amacı vardı, hastalıkları iyileştirmek. Aslında günümüzde de tüm tıp bilimi bu temel amaç etrafında yapılanmıştır. Neredeyse 19. yüzyıl başına kadar sadece hastalıkların tanısını koymak, onları birbirinden ayırt etmek, söz konusu hastalıklara neden olan etkenleri açığa çıkarmak ve bu hastalıkları tedavi etmek (hatta kimi zaman hastalık tedavi edilemese bile hastalığın bulgularının tedavi edilmesi) temel amaç olmuştur. 

    Gerek ilaç tedavisi, gerek fiziksel yardımcı yöntemler ve gerek se cerrahinin amacı geçen yüzyıla kadar hastalıkları tedavi etmek iken, 19. yüzyılın başlarında bu hastalıkların ortaya çıkmasını önlemek yeni bir amaç olarak ortaya çıkmıştır. Sivrisinekleri öldürmek yerine bataklığı kurutmak olarak özetlenebilecek bu amacın ortaya çıkmasında, modern tıbbın sosyal devlet kavramı içinde herkesin hizmetine sunulmasına sağlı olarak tıbbi harcamaların giderek artması ana neden olmuştur. 

    Gerçekten de özellikle 20. yüzyıla gelindiğinde koruyucu tıp pek çok hastalığın yeryüzünden silinmesini sağlamıştır. Tabii ki bu dönemde yaşam kalitesi kavramının da gündeme gelmesi, geçmiş yüzyıllarda fikren geliştirilmiş ve de baş döndürücü teknolojik gelişmeler sayesinde artık uygulanmakta olan tedavi yöntemlerinin sonuçlarının sorgulanmasına yol açmıştır. 

    Geçtiğimiz yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında ise “rejeneratif tıp” kavramı ortaya çıkmıştır. Bu değişimde, hastalıkların tedavisinde insan vücudunun kendini onarma potansiyelinin  oynadığı çok önemli rolün; özellikle cerrahi dallarda çalışan uzmanlarca giderek daha iyi anlaşılması yatmaktadır. Gerçekten de hastalıkların tedavi edilmediklerinde izledikleri doğal sürecin izlenmesi, placebo araştırmaları, kök hücrelerin giderek artan kullanımı; aslında insan vücudunun inanılmaz kendi kendini tamir yeteneğinin desteklenmesini amacını ortaya çıkarmıştır.

    Gerçekten de bu şekilde hem daha yüksek bir yaşam kalitesini elde etmek, hem tedavilerin yan etkilerini olabilecek en düşük seviyeye indirmek, hem tedavi giderlerini kısmak ve hem de özelikle cerrahi alanındaki hala düşük olan başarı oranlarını yükseltmek mümkün olabilecektir. Tabii ki beyin cerrahisinin bu değişimin dışında kalması beklenmez.  

Covid-19 Önlemi Olarak Karantinanın Yararsızlığı Üzerine


 

                                                                                       Prof. Dr. Mehmet E. Korkmaz 

    Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek üzere toplulukların hareketlerinin kısıtlanması için kullanıyoruz karantina kelimesini. İngilizcede kilit altına almak gibi daha katı vurgulu bir sözcük var;“lockdown"Merriam-Wesvter sözcüğün köken olarak 40 sayısının İtalyancası olan "quaranta" dan geldiğini yazıyor. Ekonomisi ticarete dayanan Venedik'te, salgın hastalık bulaşmasın diye kente gelen gemiler 40 gün şehir açıklarında denizde bekletilirmiş. 

    2019 sonunda ortaya çıkan kısa sürede pandemi yapan Covid 19, bu ortaçağ uygulamasının makul bir önlem gibi alıgılanmasına yol açtı. Oysa makul algıladığımız ne etkili ne de doğru olmak durumundadır. Bu kısa yazıda Covid-19 kapatmalarının işe yaramadığı gibi çok ciddi kişisel ve sosyal sorunlara neden olduğunu anlatmaya çalışacağım. 

    Muayehanemin olduğu sokakta, yaklaşık 300 m yarıçapında bir alanda pastane, fotograğ dükkanı, berber ve iki butik pandemi kapatmalarının sonrası battı ve kalıcı kapandı. Büyük işletmelerin, fabrikaların, inşaatların ve büyük alışveriş merkezlerinin kapatılmadığı düşünülürse sağlık yararı zaten soru işareti olan bu uygulama ilk ağızda küçük işletmelerin yok olup büyüklere kaynak transferi ile sonuçlandı. 

    Johns Hopkins Üniversitesi'nden yapılan bir analiz, COVID-19 pandemisinin ilk dalgası sırasında karantinaların COVID ile ilgili ölümlerin sayısını azaltmak için çok az şey yaptığını ve dünya üzerindeki yıkıcı etkileri nedeniyle"bir pandemi politikası aracı olarak baştan reddedilmesi" gerektiğini söylüyor. Çalışmaya karantina inancının işe yarayıp yaramadığını test eden 18590 araştırmanın taranması ile başlanmış, yeterli nitelikte 24 çalışma meta-analize dahil edilmiş. Studies in Applied Economics dergisinde yayınlanan makalenin yazarları, "Tecritlerin, okulların kapatılması, sınırların kapatılması ve toplantıların sınırlandırılmasının COVID-19 mortalitesi üzerinde gözle görülür bir etkisi olduğuna dair hiçbir kanıt bulamıyoruz"" Genel olarak, karantinaların bir pandemi sırasında, en azından COVID-19 pandemisinin ilk dalgasında, ölüm oranlarını azaltmanın etkili bir yolu olmadığı gözlenmiştir" diyor. Yazarların sonuç cümlesi aynen şöyle, "Sonuç olarak karantina politikaları temelsizdir ve bir pandemi aracı olarak reddedilmelidir(1). 

    Tecridin işe yaramazlığı bir yanan bir de yarattığı yıkım var. Aşağıda UNICEF'in resmi raporunun özeti, karantinaların fakir ülkelerde yarattığı dehşeti gösteriyor (2). Yaklaşık 1,8 milyar insana ev sahipliği yapan Afganistan, Nepal, Bangladeş, Hindistan, Pakistan ve Sri Lanka'ya odaklanan bu raporda en kötü etkilenenlerin kadınlar, çocuklar ve ergenler olduğu tespit edilmiş. Güney Asya 2022 başına kadar yaklaşık 13 milyon Covid ve 186.000'den fazla ölüm bildirilmiş. Bu ülkeler de dünyanın kalanı gibi sıkı karantinalar yapmış. Hastaneler, eczaneler ve bakkallar açık kalırken, hemen hemen her şey kapanmış. Şimdi gelelim ölümcül sonuçlara (2).- 

  • Bu 6 ülkede, beslenme yardımlarından bağışıklamaya kadar çok önemli hizmetlerin durdurulması nedeniyle, 5 yaşından küçük çocukların ek 228.000 ölüm gerçekleştiği düşünülüyor.
  • Şiddetli yetersiz beslenme nedeniyle tedavi edilen çocuk sayısının Bangladeş ve Nepal'de %80'den fazla azaldığı ve çocuklar arasındaki aşılamanın Hindistan ve Pakistan'da sırasıyla %35 ve %65 oranında düştüğünü söylüyor. 
  • Rapor çocuk ölümlerinin 2020'de Hindistan'da %15,4, Bangladeş'te %13 gibi dehşet verici biçimde arttığını yazıyor. Anne ölümlerinde en keskin artış Sri Lanka'da görüşmüş ve %21,5 ile onu Pakistan'ın %21,3'ü izlemiş. 
  • Dahası da var. Doğum kontrolüne erişimin zayıf olması veya hiç olmaması nedeniyle gençler arasında 400.000 olmak üzere yaklaşık 3.5 milyon ek istenmeyen gebelik olduğunu tahmin ediliyor. Salgının ve ardından gelen karantinaların tam etkisi, ülkeler halk sağlığı ve eğitim programlarını değerlendirdikçe netlik kazanacak ancak Hindistan'daki uzmanlar, önümüzdeki birkaç ay içinde veriler geldiğinde, yetersiz beslenme oranlarının ülke genelinde önemli ölçüde daha kötü olacağından korkuyorlar (2). Sağlık hizmetlerinin kesintiye uğraması diğer hastalıklardan mustarip olanları da etkiledi. Tapor bölge genelinde tüberküloz,sıtma, tifo ve HIV/AIDS nedeniyle tedavi edilemeyen ergenler arasında 5.943 ölüm daha olacağını tahmin ediyor (2). 
    Tüm Güney Asya halen dönem dönem karantina uyguluyor ve virüsün yayılma hızında hiçbir azalma yok. İşe yaramayan bir şeyde neden ısrar edilir anlamak mümkün değil. Aklıma Yuval Noah Harari'nin "insanların aptallığını küçümsemeyin" sözü geliyor. 

    Eğer bunlar az gelişmemiş ülke rakamları diye düşündüyseniz yanılıyorsunuz. İngiltere'nin Darülacezesi diyebileceğimiz " The Hospice UK" pandemi öncesi 5 yıllık ortalamaya kıyasla, beklediğinizden 100.000 daha fazla ölüme ulaşılacağını ve özel evlerde ölen insan sayısının bağımsız Covid soruşturmasına dahil edilmesini istedi(3,4). Bir de tabii tıbbi bakıma ulaşamama nedeniyle yaşam kaybı söz konusu. İngiltere'de karantinada tedavi edilebilir nedenlere bağlı ölümlerin 4 kat arttığı düşünülüyor (5). 

    Tecridin olası ve belgelenmesi daha zor sonuçları da var; tecrit kaynaklı alkolizm ve aşırı doz ilaç kullanımı, sokağa çıkma yasağına bağlı intiharlar,  karantinaya bağlı depresyon, şişmanlık, artan koroner kalp hastalığına bağlı ölümler ve belki yakın gelecekte yoksulluk kaynaklı ölüm artışları bunlar arasında sayılabilir.

    Üstelik tecridin işe yaramayacağı 2020 yılında anlaşılmıştı. Dünyanın önde gelen enfeksiyon hastalıkları uzmanları ve epidemiyologlar “Great Barrington Declaration” başlıklı benim de imzacısı olduğum bir deklarasyon yayınladılar. Deklarasyonun sonuç kısmında aynen şöyle denmekte (6);

    “Hassas grupta olmayanların derhal normal hayata dönmelerine izin verilmelidir. El yıkama ve hastayken evde kalma gibi basit sağlık önlemleri, sürü bağışıklığı eşiğini azaltmak için herkes tarafından uygulanmalıdır. Okullar ve üniversiteler yüz yüze öğretime açık olmalıdır. Spor gibi ders dışı etkinliklere devam edilmelidir. Düşük riskli genç yetişkinler evden çalışmak yerine normal şekilde çalışmalıdır.

    Restoranlar ve diğer işletmeler açılmalı. Sanat, müzik, spor ve diğer kültürel faaliyetler devam etmelidir. Daha fazla risk altındaki insanlar isterlerse katılabilir, toplum bir bütün olarak toplum bağışıklığı geliştirmiş olanlar tarafından savunmasız kişilere verilen korumadan yararlanır.

    Bu deklarasyonun ve aslında kısaca İsveç ve İskandinavya örneğinin en sağduyulu model olduğunu söylemek isterim. Başta ayrımsız tecrit olmak Covid-19 pandemisi bize birçok şeyi yanlış yaptığımızı gösterdi. 

Kaynakça 

  1. Herby, Jonas & Jonung, Lars & Hanke, Steve, 2022. "A Literature Review and Meta- Analysis of the Effects of Lockdowns on COVID-19 Mortality." Studies in Applied Economics 200, The Johns Hopkins Institute for Applied Economics, Global Health, and the Study of Business Enterprise 
  2. https://unicef.org/rosa/media/13066/file/Main%20Report.pdf 
  3. https://www.channel4.com/news/excess-deaths-at-home-during-pandemic-likely-to-reach-100000-says-hospice-uk  
  4. https://www.hospiceuk.org/our-campaigns/dying-matters/dying-home-what-happening-behind-closed-doors 
  5. https://www.telegraph.co.uk/news/2022/01/29/deaths-people-whose-medical-care-disrupted-quadrupled-first/
  6. https://gbdeclaration.org/ 

Prof.Dr. Mehmet E.Korkmaz. İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı  
Filistin Caddesi, Beyaz Zambaklar Sokak 6/5 GOP/ Çankaya / Ankara 

2022 Dahiliye de 10 Yeni Bilgi

 

                                                                                       Prof. Dr. Burçak Kayhan 

  1. Covid pandemisinin bütün dünyada bir çok probleme yol açtığı bilinmektedir. Bunlardan bir tanesi de ; insanların pandemi sırasında evlerinde izole edilmeleri sonucunda alkol tüketiminde belirgin artış olduğu teğit edilmiştir. 
  2. Karaciğer hastalıkları sonucu karaciğer fibrozisi gelişen hastada covid aşısına yanıt düşük olmaktadır. Karaciğer nakli olmuş hastalardaysa covid aşısına olumlu cevap neredeyse mükemmel düzeydedir.
  3. Hemoroid, fissür, fistül ve anorektal apselerde doktor tecrübesi ve muayenesi dışında rektal USG ki bunun için rektal ultrason probu gerekir; tanı detayı için önemlidir.
  4. Covide bağlı koku kaybı %96 on iki ayda geri dönmektedir.
  5. Anal inkontinans (hastanın istemsiz gaz ve dışkı kaçırması) sebebi anal travmaysa, anal-sfinktere yönelik ‘stem cell’ kök hücre nakli bir tedavi seçeneği olabilmektedir.
  6. Özofagus kanser tanısında NBI özellikli endoskoplar erken tanı için önemlidir.
  7. Akalazyanın tedavisi artık ağızdan yapılmakta ve POEM olarak adlandırılmaktadır.
  8. IgG’ye bağlı hastalıklar, kalın bağırsak kanserlerini taklit edebilmektedir.
  9. İnce bağırsakların son bölüümü olan terminal ileumdaki ödeme bağlı bağırsak obstruksinina nedeni crohn dışında bağırsak Tbc’ side olabilir.
  10. Zayıflamak için kullanılan saxenda tedavisi endosonografi eşliğinde yapılmış mide botoxuyla kombine edildiğinde başarı şansı artmaktadır.

27 Mayıs 2022 Cuma

Normal Basınçlı Hidrosefali nedir? Belirtileri nelerdir? Hangi yaşlarda görülür? Tanısı nasıl konur? Nasıl tedavi edilir?

 

                                                                                                                Prof. Dr. Semih Keskil 

    Normal basınçlı hidrosefali; Alzheimer ve demans (bunama) ile sıkça karıştırılan bir hastalık olup diğerlerinden farklı olarak; kronik ve umutsuz bir hastalık olmayıp tedavisi mümkün bir hastalıktır. Normalde beynin içerisindeki su odacıklarında ve beynin etrafında bulunan ‘Beyin-omurilik sıvısı’ sürekli bir üretim ve emilim döngüsü ile dengededir. İlerleyen yaşla birlikte beynin küçülmesi sonucu beynin su odacıklarında normalden fazla miktarda beyin-omurilik sıvısı birikebilir. Sıklıkla altmışlı yaşlardan itibaren görülen bu hastalık; yakın zamandaki olayları unutma şeklinde bir hafıza kaybı, küçük ve sık adımlarla yürüme, merdiven çıkmakta zorlanma, dengeyi sağlayamama, idrar kaçırma gibi şikayetlerle kendini gösterir. Tedavisi beyin cerrahı tarafından yapılır. 

    Bu gibi şikayetler ile başvuran hasta veya hasta yakınlarından şikayetleri ayrıntılı olarak dinlenir.  Hasta detaylı bir fiziki muayeneden geçirilir,  yürüyüşü ve yürürken dengesini sağlayıp sağlayamadığı değerlendirilir. Bir takım hafıza testleri uygulanır. Beyin MR’ı ya da Beyin Tomografisi çekilerek ventrikül boyutlarına bakılır. Gerekli hallerde; beyin-omurilik sıvısının akımını ölçmeye yönelik olan BOS Akım MR’ı çekilebilir. Bu tetkikler sonucunda Normal Basınçlı Hidrosefali olabileceği düşünülen hastaların belinden az miktarda Beyin-Omurilik sıvısı alınır, birkaç saat sonrasında hastanın yürümesi istenerek işlem öncesine göre yürüyüşünde ve dengesinde düzelme olup olmadığına bakılır. Kliniğinde düzelme olan hastada Normal Basınçlı Hidrosefali tanısı konur. Tedavisi cerrahidir. 

    En iyi beyin tümörü ameliyatı, en iyi bel fıtığı ameliyatı, en iyi boyun fıtığı ameliyatı için nasıl ki en iyi beyin cerrahını arıyorsak, her şeyden önce bu hastalığın doğru teşhis edilebilmesi ve cerrahisi için de bu alanda uzman en iyi beyin cerrahına başvurmak gerekir. 

    Ameliyatında; beyin ventriküllerinden hastanın karın boşluğuna uzanarak fazla miktarda biriken beyin-omurilik sıvısını boşaltacak ‘şant’ adındaki silikon yapıda ince bir tüp sistemi, dışarıdan görülmeyecek şekilde cilt altından yerleştirilir. Bu hastalarda bu cihazın genellikle ayarlanabilir olanı tercih edilir, böylece hastanın klinik durumuna göre rutin kontrollerde şant ayar cihazı vasıtasıyla birkaç saniye içinde hasta için en uygun ayara getirilebilir. 

    Ankara beyin cerrahi camiasında; bu operasyonu en iyi ameliyathane en iyi yoğun bakım şartlarına sahip merkezlerde gerçekleştirebilecek deneyimli beyin cerrahi uzmanları bulunmaktadır. 

    Normal basınçlı hidrosefali, teşhisi konulamadığı zaman hastanın gereksiz yere yıllarca Alzheimer tedavisi almasına ve buna rağmen şikayetlerinde hiçbir düzelme olmamasına neden olmakla birlikte, doğru teşhis edilebilmesi ve cerrahisinin uzman kişilerce yapılması durumunda hastaya yaşamını mucize şekilde  yeniden kazandıran, tedavisinin sonuçları oldukça yüz güldürücü bir hastalıktır. Bu sebeple, her unutkanlık tablosunu yaşlılığa ve Alzheimer gibi hastalıklara bağlamadan önce bir kez de bir beyin cerrahının kapısını çalmaktan çekinmeyin.

10 Mayıs 2022 Salı

Boyun düzleşmesi nedir? Neden meydana gelir? Hangi doktora başvurmak gerekir? Nasıl tedavi edilir?

 

                                                                                                                    Prof. Dr. Semih Keskil 

    Boyun omurga kolonu; başın tüm ağırlığını taşıyan, aynı zamanda başın öne-arkaya-yanlara eğilme ile dönme hareketlerini sağlayan 7 adet omurun belli şekilde dizilmesiyle oluşmuştur ve normal şartlarda açıklığı arkaya doğru bakan belli bir kavise sahiptir. Boyun omurgasının bu açısı, başın ağırlığının omuzlara ve genel olarak vücuda dengeli dağılımını sağlar. Boyun düzleşmesi ise; öne doğru uzanım göstermesi gereken bu dizilim açısının normalden daha düz olması sonucu boynun yukarıdan aşağıya dümdüz bir kolon görünümünde olmasıdır. Bu anatomik düzensizlik, kimi insanlarda doğuştan bulunabilirken, bazı insanlarda ise genetik yatkınlık, bir takım romatolojik hastalıklar ya da sekreter, diş hekimi gibi uzun süre boynun tekdüze pozisyonda kaldığı meslekleri yapan kişilerde görülebilir. Hastalar; en sık olarak boyundan enseye, başın arkasına, omuzlara ve kollara uzanan ağrı şikayetleri ile başvurur. En iyi beyin tümörü ameliyatı, en iyi Alzheimer ameliyatı, en iyi bel ameliyatı için nasıl ki başarılı ve güven veren  bir cerrah arıyorsak boyun ağrısı şikayetinde de bu konuda uzman  en iyi beyin cerrahına başvurmak gerekir. 

    Bahsi geçen problemler ile başvuran hastanın öncelikle şikayetleri, mesleği, sık olarak yaptığı fiziksel aktiviteler, masa başında geçirdiği zaman, şikayetlerinin hangi durumlarda arttığı, travma gibi durumların olup olmadığı ayrıntılı olarak sorgulanır. Detaylı nörolojik muayenesi yapılarak boyun fıtığı, boyunda omurilik veya sinir sıkışması gibi durumlar olup olmadığı hakkında ipucu aranır. Çekilecek olan boyun omurga MR’ı sonrası; boyun omurga dizilimi, boyunda fıtık, omurilik sıkışması, kireçlenme, dejenerasyon, kırık, tümör gibi durumlar olup olmadığı değerlendirilir. En iyi beyin cerrahı uzmanı burada kendini gösterir, ameliyat gerektiren problem varlığında hasta, durumu hakkında bilgilendirilir, cerrahi süreç profesyonelce yönetilir. Sadece boyun düzleşmesi olan hastalarda ise; ameliyata gerek yoktur. Hastaya doktor tarafından uygun görülecek olan ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar reçete edilir. Hastayı rahatlatıcı boyun egzersiz protokolleri öğretilir. Çoğu zaman hastanın mesleği icabı kazanmış olduğu günlük yaşam alışkanlıklarında değişime gidilmesi istenir. Gerekli görülen hallerde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimine yönlendirilebilir. 

    Sağlığın başkenti Ankara’da; bu konuda uzmanlaşmış, boyun düzleşmesi probleminizde bu süreci profesyonelce yönetecek ve sizin için en iyi tedavi protokolünü düzenleyecek birçok beyin cerrahı bulunmaktadır.Boyun düzleşmesi, toplumda görülme sıklığı gittikçe artan bir rahatsızlık olup kişinin iş ve sosyal hayatını , uyku düzenini olumsuz anlamda etkileyen bir hastalıktır. Eğer siz de mevcut şikayetlerden muzdaripseniz, güne ağrıyla uyanıp günü ağrılı ve mutsuz kapatıyorsanız, bu ağrıların kaderiniz olduğu yanılgısından bir an evvel kurtulun. Bu konuda uzmanlaşmış bir beyin cerrahına başvurarak mutlu günlere uyanmak sizin elinizde…


4 Nisan 2022 Pazartesi

Beyin Tümörü Ameliyatında En Son Teknoloji

 

                                                                                                                    Prof. Dr. Semih Keskil 

    Beyin tümör ameliyatı ve omurilik tümörü ameliyatında amaç genellikle, tümör kütlesini küçültüp çevredeki sinir sistemine yaptığı baskıyı azaltmaktır. Böylece tümör hücre sayısı azaltılarak, kemoterapi yani ilaçlar ile yapılan ve/veya radyoterapi yani yüksek enerjili parçacıklarla yapılan tedavilerin başarılı olma şansı artırılır. Beyin tümörünün ve omurilik tümörünün tam anlamıyla tedavi edilmesi çoğu zaman mümkün olmasa da, en azından hastanın yaşam kalitesinin korunması ve hayatta kalma süresinin uzatılması söz konusudur.

    Beyin tümörü ameliyatları ve omurilik tümörü ameliyatları, tüm ameliyatlar arasında en tehlikeli olanlardır. Zorluk ameliyatın beyin ve omurilik üzerinde yani sadece kalp gibi kıpırdayan veya ciğer gibi çok kanayan bir organda değil de; düşünen, konuşan, akıl yürüten, icat yapan ve hatta ameliyat yapan bir organda yapılıyor olmasından kaynaklanır. Üstelik bu organ adeta su muhallebisi kıvamındadır. Bu nedenle beyin tümör ameliyatları ve omurilik tümörü ameliyatları saatler sürmekte, beyin cerrahları diğer cerrahlara göre çok daha zor yetişmekte ve de yüksek teknolojiye sahip çok pahalı cihazlar kullanılmaktadır. 

    Nöronavigasyon sistemiyle ameliyat öncesi elde edilen görüntüler ameliyathanede canlı ve 3 boyutlu olarak sanal ortamda yeniden oluşturulup, beyin cerrahının o an beynin veya omuriliğin neresine dokunmakta olduğunu ekranda görebilmesi sağlanmakta; ultrasonik aspiratör cihazıyla ses dalgaları kulllanarak sadece tümör dokusunun parçalanması ama normal beyin doku ve damarlarının zarar görmemesi sağlanarak tümör adeta beyne el sürmeden çıkarılabilmekte; cerrahın görüşünü kırk kat artıran ameliyat mikroskopları ve özel boyalar yardımı ile tabiri caizse tümör hücreleri tek tek temizlenebilmekte; endoskoplar sayesinde köşelerin arkası görülebilmekte; ameliyathanede kullanılan ultrasonografi ve tomografi cihazları sayesinde ameliyat sırasında tümördeki değişiklikler görüntülenmekte; nöromonitörizasyonla sinir sistemine ameliyat sırasında verilen zarar anında tespit edilebilmekte; yani modern tıp sayesinde günümüzde beyin ameliyatları ve omurilik ameliyatları yüksek başarı oranı ile yapılabilmektedir. 

    Alet işler, el övünür...

Gıda endüstrisi sağlıksız ürünlerinin promosyonu için Covid-19 salgınından bile faydalanıyor

 

                                                                                                        Prof. Dr. Mehmet Emin Korkmaz  
Dünyanın dört bir yanında “sağlıksız” ürün pazarlayan şirketler, Covid-19 salgınını ticari kazanç için değerlendirerek, toplumların sağlığını uzun vadede tehdit ediyorlar.

Hazır gıda, alkol, tütün, abur cubur, bebek sütü formülü ve fosil yakıt ticareti yapan firmalar, markalarını parlatmak, etki oluşturmak ve stratejik çıkarlarını ilerletmek için korona virüsü krizi gibi bir trajediyi bile fırsat bilmiş durumda. Hükümetler karantina önlemleri ve benzeri kısıtlamaları uyguladıkça, işlenmiş yiyecek ve içecek üreticileri ürünlerini temel tedarik zincirinin bir parçası olarak sınıflandırmak için kampanya yaptılar, satış vergilerinde indirim istediler. Şirketler sosyal mesafeye odaklanarak, reklam alanı olarak yüz maskelerini kullanan ve marka görüntülerini çevrimiçi video iletişim platformlarına ekleyen ürün promosyonları geliştirdiler. İtibar ve meşruiyetlerini artırmak için hükümetler, Birleşmiş Milletler programları ve Kızıl Haç gibi sivil yardım kuruluşları ile ortaklıkları ve işbirliklerini güçlendirmeye çalıştılar. 

NCD Alliance'ın raporu göz açıcı nitelikte. Bu projede araştırmacılar, 94 ülkede, 2020 yılının Mayıs ve Temmuz ayları arasında şirket faaliyetlerini analiz etmiş. Bulguları çarpıcı. Bu rapordan aldığım bazı örnekleri sizlerle paylaşmak isterim:

  • Brezilya'da bira üreticisi Karsten, logosunu bir çift akciğere benzeyecek şekilde uyarladı ve "İyi bira hava gibidir: onsuz yaşayamazsınız" sloganını ekleyerek tüketicileri Karsten ile hayatta kalmak için üç adımı takip etmeye teşvik etti: "İzolasyon uygulayın, dezenfektan kullanın ve eğlenmek için bira için." 
  • Burger King, oyunlaştırma ve konum belirleme uygulamalarıyla birçok ülkede pazarlamasını geliştirdi ve “evde kalırsanız bedava burger ile ödüllendireceğiz” kampanyası yaptı. Açıklamaları göz yaşartıcıydı: “İnsanların hayatlarının bir parçası olmak istiyoruz.” 
  • ABD'de McDonalds, ilk müdahale ekiplerindeki sağlık çalışanlarına eğer satın aldıkları menü ile bir selfie paylaşırlarsa ücretsiz "teşekkür" yemeği önerdi. 
  • Güney Afrika'da Coca-Cola, bir obezite bakım merkezi de dâhil olmak üzere yerel sağlık merkezlerine "soğuk içecekler" bağışladı. 
Aynı rapor, Nestlé, McDonalds, McCain, Burger King, KFC, Heineken, Kingfisher ve Diageo gibi büyüklerin ve bunların dışında yüzlerce küçük şirketin salgından yararlanmak için benzer reklam faaliyetinde bulunduğunu bildiriyor. Muhtemelen raporda yazılanlar "buzdağının görünen ucu" olarak değerlendirilmelidir.

Taktikleri şöyle özetlenebilir: Sağlıksız, paketlenmiş ultra işlenmiş yiyecek ve içecekleri bağışlayarak, artan sosyal ihtiyaçlar ve ekonomik zorluklarla mücadele eden düşük gelirli ülkelerdeki savunmasız nüfuslar için gıda ihtiyacına cevap veriyor görünüyorlar. Sağlıksız ürünlerini hayır işlerine bağlayan pazarlama kampanyaları yapıyorlar. Abur cubur tüketimini artırmak için nostaljiye ve duygulara hitap eden mesajlar kullanarak sağlıksız ürünlerinin vazgeçilmez olduğunu söylüyorlar.

Mesajlarını iletmek için pandemiye özel pazarlama kampanyaları ve gösteriler organize ederek, sosyal sorumluluk ve hayırseverlik programları düzenleyerek ve hükümetler ve sivil toplum kuruluşları ile ortaklıklar yaparak uygun politika ortamlarını şekillendirmeye çalışıyorlar. Yaptıklarından utanma diye bir şey yok. Örneğin, hazır gıda markaları etiketlerini "sağlık kahramanlarına teşekkür ederiz" şeklinde değiştiriyor, kendilerini ve çalışanlarını pandemi bağlamının “kahramanları” olarak öne çıkarıyorlar. Bazıları ise konuya daha küresel yaklaşıp, fakir ülkelerin yetersiz finanse edilen kamu hizmetlerini desteklediklerini söylüyor. 

Hazır gıda endüstrisinin ürünleri, işlenmiş gıda ve şekerli içecekler, şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yetersiz beslenme gibi sorunlara yol açıyor. Bu sorunlar da halihazırda insanları en çok öldüren ve sakat bırakan durumlar. Ürünleri, topluca bulaşıcı olmayan hastalıklar olarak adlandırılan bu hastalıkların gelişimini artıran ve insanları pandemi altında daha fazla acı çekme riskine sokan şirketlerin kendilerini kahraman olarak nitelemesi ürkütücü bir ironi. 

Hükümetler ve düzenleyiciler sert bir yanıt vermek zorundadır. Öncelikle yapılması gereken sağlıklı beslenmemin tanımlanması ve ürün etiketleme ve tanıtımında katı uygulamalara izin veren yasal düzenlemenin çıkartılmasıdır. Gıda endüstrisinin reklam ve pazarlama çabaları kısıtlanmalıdır.

Ancak bu da yeterli olmayacaktır. Bilgi kirliliğinin çok yaygın olduğu bir çağın belki de en kırılgan dönemindeyiz. Pek çoğumuz değişen şartlara uyum sağlamakta zorlanıyoruz ve büyük ihtimalle geleceğe dair kaygılıyız. Kaygılarımız, doğru ile yanlışı ayırt etme becerimizi tehdit ediyor. Biz tüketicilerin bu durumunu gözlemleyebilen, küresel ekonomik buhranda kaybedecek çok şeyi olan büyük şirketlerin, kazanç için her şeyi yapabileceklerini unutmamalıyız. Pandemiye ilişkin kamu bilincini ve korkularını kullanan bu firmalarla etkin mücadele edilmelidir. Düzenlemeleri engellemek veya zayıflatmak ve vergi politikalarını kendi çıkarlarına göre şekillendirmek gayretleri, sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışılarak kamuoyuna duyurulmalıdır. Aksi takdirde toplumlar tek yönlü bir beyin yıkama faaliyeti ile karşı karşıya kalacaktır.



*Prof. Dâhiliye ve Kardiyoloji Uzmanı, https://drmehmeteminkorkmaz.com