14 Eylül 2019 Cumartesi
Bel Kırığına Ne Yapılır?
Gelişmiş sağlık hizmetlerine ve araç-trafik güvenlik önlemlerine bağlı olarak trafik kazalarında ölümler azalsa da, taşıma araçlarının hızlarının giderek artması sonucunda özellikle omurga kırıkları arttı. Ortalama insan yaşamının artması sonucun bu kazaların kurbanları arasında ileri yaşlardaki hastalar da olabiliyor. İleri yaşlarda, özellikle kadınlarda görülen kemik erimesi ya da tıbbi adı ile “osteoporoz”da bel kırığı nedenidir.
Eğer bu kırıklar, yaşlı insanlardaki kemik erimesine bağlı olarak ve çok basit düşmelerle ortaya çıktılarsa; tam kapalı ameliyatlarla yani kemiğin içinde bir balon şişirilip düzeltilmesi ardından kemiğin içine kemik çimentosu doldurularak, yani tıbbi tabiriyle “kifoplasti“ veya “vertebroplasti” ile tamir etmek mümkündür. Ancak unutulmaması gereken nokta, bu tip ameliyatların kırığa yol açan olaydan sonraki ilk birkaç ay içinde yapılması gerektiğidir. Eski yöntemleri alçıya aldık!
Söz konusu kemik kırıklarında omurilik ve sinirlerde de zedelenme olması, hastanın durumunu ağırlaştırabilmektedir. Bu yüzden siz siz olun, bu kırıkları tedavi eden ekipteki ortopedistlerin yanında mutlaka tecrübeli bir beyin cerrahi hocasının olmasını şart koşun. Kimi zaman ağır ve parçalanmış omurga kırıklarında hastaların bir an önce ayağa kaldırılmaları gerektiği için; kaçınılmaz olarak doktorlar arasındaki deyimiyle “füzyon ameliyatı”, “enstrümentasyon ameliyatı”, halk arasındaki deyimiyle ise “platin ameliyatı” yapılması gerekmektedir. Bel kemikleri ile beraber kalça ve kuyruk sokumu kemiğinde de kırılma olan hastaların ise muhakkak deneyimli ekipler tarafından ameliyat edilmeleri gerekmektedir.
30 Ağustos 2019 Cuma
Kafatası kırıklarına yaklaşım nasıl olmalı? Kafatası neden kırılır, bu kırıklar ne gibi riskleri barındırır? Tedavisi nasıl yapılır?
Kafatası
kırıklarına yaklaşım nasıl olmalı? Kafatası neden kırılır, bu kırıklar ne gibi
riskleri barındırır? Tedavisi nasıl yapılır?
Kafatası beyin etrafını
sararak koruyan vücudun en sert kemiklerinden biridir. Yeni doğan döneminde
bıngıldaklar açık olup zamanla kapanarak erişkin zamana gelindiğinde son şeklini alır. Kafatasında oluşan kırıklar
hemen her zaman bir travmaya bağlı olur. Bu nedenler arasında trafik kazaları,
düşme, başın sert zemine çarpması, ateşli silah yaralanmaları, darp edilme gibi
durumlar yer almaktadır.
Kafatasında kırık olan bir kişide gördüğümüz semptomlar
arasında kusma, baş dönmesi, baş ağrısı, göz çevrelerinde morarma (rakun gözü
bulgusu), kafada şekil bozukluğu, bilinç kaybı, epileptik nöbet, koma
bulunmaktadır. Bu hastalarda ölüm riski de yüksektir. Peki tedaviyi hangi
doktor yapar? Kafatası kırığı olan hastalara müdahaleyi beyin cerrahı yapar.
Öncelikle olayın oluş biçimi bilinci açıksa hastadan veya
olayı gören kişilerden öğrenilmeli, sonra hasta büyük bir travma aldığından tüm
vücut ve sistemleri detaylı olarak muayene edilmelidir. Hastaya kafa grafileri,
beyin bilgisayarlı tomografi mutlaka yapılmalıdır. Kafatası kırıklarına çoğu zaman
beyin kanamasının ve boyun omurgasında kırıkların eşlik ettiği unutulmamalı ve
eşlik eden diğer lezyonlar için beyin MR, boyun tomografisi, boyun MR’ ı da
çekilmelidir. Tüm bu tetkiklerin sonucunu en iyi beyin cerrahı değerlendirerek
tedavi şekillenir.
Kafatasında kırık olan hastalarda kırığın durumuna göre
yani kırık beyin zarına zarar vermiş mi, beyin kanaması eşlik ediyor mu, kırık
kendi boyunun iki katı kadar çökmüş mü gibi soruların yanıtları
değerlendirilmelidir. Çünkü bu hastalar ameliyata ne kadar hızlı alınırsa hastanın
ölüm ve sakatlık riski de o kadar azalır.
Kafatası kırkları beyin dokusuna yakınlık nedeniyle
oldukça ciddi yaralanmalardır. Bu tip kırıklarda insan hayatı kurtulsa bile
ameliyat sonrası şekil bozuklukları olabilmektedir. Bunun için bu hastaları
doğru ve deneyimli bir beyin cerrahına emanet etmek ameliyat sonrası
komplikasyon görülme olasılığını düşürecektir.
Kafada lipom (yağ bezesi) neden oluşur? Riskleri nelerdir, tedavisi için hangi doktora başvurmak gerekir?
Kafada
lipom (yağ bezesi) neden oluşur? Riskleri nelerdir, tedavisi için hangi doktora
başvurmak gerekir?
Halk arasında yağ bezesi
olarak bilinen lipomlar vücuttaki yağ hücrelerinin aşırı büyüme göstermesi
sonucu oluşan kitlelerdir. Bir kanser değildir. Nedeni yıllardır
araştırılmasına rağmen hala kesin sebebi ortaya konulamamıştır. Fakat bazı
sendromlarda, ailesel yatkınlığı olanlarda daha sık gözlendiği saptanmıştır.
Her yüz kişiden birinde görülen iyi huylu lezyonlardır. Genellikle yumuşak, ele
gelen, bastırınca ağrı yapmayan ve hareketli lezyonlardır. Bazen kafa derisi
altından geçen bazı sinirlere bası yaparak baş ağrısı nedeni olabilir.
Kafada çıkan lipomlar saçlı deri içinde kalmasına rağmen
hastaları rahatsız etmekte, bir kitle lezyonu varlığı şüphesi kişileri doktora
başvurma gerekliliğini hissettirmektedir. Bu konuda haklılar çünkü, bazen basit
bir yağ bezesi gibi düşünülen lezyonların altından kötü huylu deri kanserleri,
tedavi edilmesi gereken bir enfeksiyon çıkabildiği gibi, bazen bir beyin tümörü
kafatasını eritip kendini lipom gibi gösterebilmektedir. Bu sebeple kafada ele
gelen lezyonlarda yapmanız gereken bir beyin cerrahı randevusu almaktır.
Doktorunuz şikayetlerinizi dinledikten sonra detaylı
muayeneyle lezyonun sınırlarını ve tipini anlamaya çalışacaktır. Daha sonra
bölgesel ultrason, bilgisayarlı tomografi ve beyin MR’ı isteyebilir. Bu tetkiklerin
sonucunu yine en iyi beyin cerrahı değerlendirecek ve tedavinizi yapacaktır.
Basit lipomlarda çoğu zaman ameliyat gerekmez fakat
lezyon ağrılı ise, hızlı büyüyorsa, birden çoksa, doktorunuz lezyonun tipinden
şüphelendiyse ameliyat edilmelidir. Ameliyatı beyin cerrahı tarafından
yapılmakta olup hastalara genel anestezi verilmeden bölgesel (lokal) anestezi
ile dakikalar içinde yapılmaktadır. Çıkan kitle patolojiye gönderilip kesin
tanısı bu yolla konmaktadır.
Tabi lezyonun çıkarılmasının yanı sıra kozmetik açıdan da
daha konforlu bir ameliyat için deneyimli bir beyin cerrahı tercih edilmelidir.
20 Ağustos 2019 Salı
İÇ HASTALIKLARINDA 10 YENİLİK
Prof. Dr. Burçak Kayhan
İÇ HASTALIKLARINDA 10 YENİLİK
1- Günümüzde batı toplumunda’ki beyaz ırkta kolorektal karsinom çok hızlı artmaktadır. Yıllık artış 2006-2015 arasında %1.1’dir. Bunun sebebi erken yaşta bir çok kanserojenle karşılaşılmasına bağlanmaktadır. Özetle ne kadar doğal o kadar sağlık.
2- Parkinson hastalığındaki en büyük sorun Parkinson benzer semptomlara sahip diğer dejeneratif nörolojik hastalıklara Parkinson tanısı konulmasıdır. Sonuç; bu hastalıklar tedavi olmadığı gibi, Parkinson tedavisinde istatistiki olarak başarısızlık görülmektedir.
3- Paroksismal ve ısrarlı Atrial fibrilasyonu olan hastalarda fibrilasyonu stres artırmaktadır. Bu tip hastalarda, Beta bloker fazlasıyla koruyucu olduğu gösterilmiştir.
4- Aşırı terlemede cerrahi yolla yapılan sempatektomiden %13’e kadar cevap alınabildiği gösterilmiştir.
5- Sedef hastalığında biyolojik ilaçla tedaviyi belirlerken muhakkak karar verilmesi gereken 5 soru;
a) Yandaş bir kronik hastalık var mı? Örn.;Ülseratif kolit, crohn vb.
b) Biyolojik ilaç seçiminin yararı kesin mi?
Bu ilaçlar genelde 12 haftada bir kullanıldığından hastaların seyahatlerini engelleyebilmemekte.
c) Bu hastalığın tedavisinde kullanılacak ajandan ne kadar bir göç beklentisi var?
d) Hastalık vücutta nereye tutunmuş?
e) Hasta yaşı nedir?
6- Diabetlilerde karaciğer takibi çok önemlidir. En az 6 ayda bir USG ile karaciğer tetkiki yaptırmaları gerekir. Çünkü Diabet hastalığı alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığını belirgin olarak artırmaktadır.
7- Multiple skleroz hastaları düzenli aldıkları tedaviyi 60 gün keserlerse hastalıkları %25 oranında atakla geri dönecektir ve bu nedenden dolayı ilaçlar kesilmemelidir.
8- Sürekli kabız olan 40 yaş üstü bütün hastalara kolonoskopik muayene şarttır. Kabız kalmaya bağlı uzun dönemde gelişen bağırsak duvarlarında çökmeyle seyredip ileri dönemde bağırsağı delebilen divertikül hastalığından haberdar olunup önlem alınabilir.
9- 12-17 yaş arasındaki dönemde sigara kullananlarda ileri dönemde mental akıl gelişiminin yetersiz olduğu saptanmıştır.
10- Düzensiz uyku KOAH ataklarını sıklaştırmaktadır.
ŞEKER HASTALIĞI (DİABETES MELLİTUS)
Prof. Dr. Göksun Ayvaz
ŞEKER HASTALIĞI (DİABETES
MELLİTUS)
Şeker Hastalığı (Diabetes Mellitus), tüm
dünyada olduğu gibi ülkemizde de giderek artan bir toplum sağlığı
problemidir. Tüm dünyada yaklaşık 360 milyon diyabetik hasta vardır.
Ülkemizde ise 2000 yılında yapılan bir taramada 20 yaş ve üzerindekilerde
% 7.2 oranında diyabetik ve bir o kadar da gizli şeker hastası olduğu
gösterilmişken bu oran 10 sene sonra % 13.4’e yükselmiştir. Bunun
birçok nedeni olmakla birlikte en bilinenleri toplumun giderek daha şişman
hale gelmesi, kötü beslenme, hareketsizlik, psikolojik streslerdir.
Şeker Hastalığı, kan şekerinin yüksek olması
halidir. Ayrıca buna küçük ve/veya büyük damar hastalıkları da eklenerek
akut veya kronik komplikasyonlar oluşur. Açlık kan şekerinin en az iki kez
126’nın üzerinde veya günün herhangi bir saatinde kan şekerinin 200’ün
üzerinde ölçülmesi Şeker Hastalığı tanısı koydurur. Açlık kan şekerinin
100-126 arasında olması, 2. saat tokluk kan şekerinin 140-200 arsında
ölçülmesi ise Gizli Şeker (Prediyabet) olarak adlandırılır. Ancak bu
durum da, aşikar Şeker Hastalığı kadar, özellikle damarlar üzerine zarar
verici bir durumdur. Bu seviyede iken tanı konulup önlem alınması ve
gerekiryorsa tedavi verilmesi, hastalığın yan etkilerinin oluşmasını
engelleyebileceği gibi aşikar Şeker Hastalığına ilerlemesi de önlenebilir.
Bu nedenle ailesinde erişkin tip Şeker Hastalığı olan kişilerin
aralıklarla kontrol edilmesi çok önemlidir.
Erişkin tip Şeker Hastalığı (Tip 2 Diabetes
Mellitus), daha ileri yaşlarda ortaya çıkar ve insülin salınımının veya
salgılanan insülinin yapısının bozuk olması ve mevcut insüline vücutta
direnç olması (İnsülin Direnci) sonucunda kan şekerinin düşürülmesinde
zorluk vardır. Genetik olarak aileden geçer ve başta kilo alımı olmak
üzere araya giren ağır psikolojik travmalar, ağır operasyonlar veya
ciddi enfeksiyon hastalıkları ya da kullanılan bazı ilaçlar ile hastalık
aşikar hale geçer. Şeker hastalarının % 90-95’ini oluşturur. Yaşam tarzı
değişiklikleri, doğru beslenme ve egzersiz ile buna eklenen ağızdan
kullanılan ilaçlar ve insülin kombinasyonları ile tedavi edilir.
Genç Tipi Şeker Hastalığı (Tip 1 Diabetes
Mellitus) ise çocukluk yaşlarından itibaren genç yaşlarda görülür.
Pankreasın tamamen harabiyeti sonucunda insülin üretiminin olamaması
sonucuda ortaya çıkar. Mutlaka insülin ile tedavisi gereklidir. Hastaların
% 5-10’unu oluşturur.
Şeker Hastalığında genel olarak kan şekerinin
yükselmesine bağlı belirtiler olan çok ve sık idrara çıkma, gece idrara
kalkma, bunlara bağlı olarak çok su içme, bulanık görme, ellerde ve
ayaklarda uyuşma, yanma, karıncalanma, veya üşüme hissinin olması,
halsizlik, yorgunluk, sıvı kaybına bağlı kan basıncı düşmesi ve baş
dönmesi, nedensiz ve iştah iyi olmasına rağmen kilo kayıpları, yaygın cilt
ve kadınlarda genital kaşınmalar, kolay enfeksiyon gelişmesi veya
oluşan enfeksiyonun kolay iyileşmemesi sıklıkla tanı konulmasına ya da
hastalıktan şüphelenilmesine yol açar.
Şeker Hastalığının tadavisinde, bütün diğer
kronik hastalıklarda olduğu gibi, takip çok önemlidir. Hastanın kendi
açlık ve 2. saat tokluk kan şekerlerini, şeker ölçüm çubukları ile takip
etmesinin yanı sıra, her şeyin yolunda gittiği bir hastada 3 ayda bir
damardan açlık ve tokluk kan şekeri ile HbA1c(glukohemoglobin) denilen
2-3 aylık kan şekeri durumunu gösteren tetkiklerin yaptırılması, 6 ayda
bir diğer kan tetkiklerinin değerlendirilmesi ve genel muayeneden geçmesi,
senede bir kez de bütün bunlara ilaveten göz dibi muayenesi ile
böbreklerin özel olarak incelendiği idrar tetkiklerinin yapılması çok
önemlidir.
Şeker Hastalığında bazı konular gözardı edilip
çok önemsenmeyebilir. Ancak bu durum hastalığın tedavisini ve kan şekeri
ayarlarını bozucu sonuçlar oluşturabilir. Bunlardan biri de diş bakımıdır.
Diş ve diş eti, iyi bakılmazsa tüm bireyler için zaman içinde bir
enfeksiyon odağı haline gelebilir. Şeker Hastalığında iyi kan şekeri
kontrolü sağlanmadığında tükrük miktarı azalır ve tükrükteki glukoz
miktarı da artarak enfeksiyon ve çürüklerin ortaya çıkışı kolaylaşır.
Şeker hastalığında enfeksiyon zor iyileşir. İyileşemeyen enfeksiyon da kan
şekeri ayarını daha çok bozarak bir kısır döngü yaratır. Bu nedenle tip 1
Şeker Hastalığında çocukluktan itibaren, erişkin yaşlarda ise o güne kadar
dikkat edilmemiş bile olsa o günden itibaren ağız hijyeninin sağlanması,
günde hiç olmazsa iki kez usulüne uygun diş fırçalaması yapılması, çürük
diş veya hasta diş eti varsa tedavi ettirilmesi de önemlidir.
Bir diğer önemli ama ihmal edilen bir konu
olan diabetik ayak yarası, gerek Şeker Hastalığı olan hastalar, gerekse
doktorlar için çözümü oldukça zor olan bir komplikasyondur. Şeker hastalarının
%25’inde ayak problemi oluşur. Bunların %7’sinde hayatları boyunca en az
bir kere ayak veya diz altında ülser gelişmektedir. Bu hastalarda
bacaklarda uzuv kesilme operasyonları normal erişkinlere göre 5-15 kat
artmıştır. Şeker Hastalığına bağlı ayak yarası olmaması için hastanın
yapması gerekenler şöyle sıralanabilir: Hasta bacağı besleyen damarları
korumak için sigara içmemeli, banyo için küvet doldurulmuşsa,
ayakları suya sokmadan su ısısı kontrol edilmeli, ayakları soba, kalorifer
ve termoforla ısıtmamalı, nasırlarına kesinlikle nasır yakısı
kullanmamalı, nasırlara hekimler müdahale etmeli, kesinlikle yalın
ayak yürümemeli (kumsalda-evde), lastikleri sıkan çoraplardan ve
jartiyerlerden kaçınmalıdır.
Şeker Hastalığında hem erkek hem de kadında
genital sistem ve cinsel hayatla ilgili yakınmalar ortaya çıkabilir.
Erkekte bu yakınmalar, cinsel uyarılma sorunu, sertleşme güçlüğü, erken
boşalma şeklindedir ve bununla ilgili yapılmış birçok çalışmada sıklık tip
1 Şeker Hastalığında % 20-36 arasında, tip 2 Şeker Hastalığında ise %
34-72 arasında bulunmuştur. Sertleşmeyi sağlamak için bu konuda etkili
bazı ilaçlar ile penil protezler kulanılmakta ve erken boşalma
için geciktirici krem ve köpük kullanılması da fayda sağlamaktadır.
Şeker Hastası kadınlarda genitoüriner belirti
ve yakınmalar arasında vajinal kuruluk %30 ile önemli bir yer tutar ve
Şeker Hastası olmayanlara göre 2 kat fazla görülür. Ağız kuruluğu olan
hastada vajinal kuruluk daha sık bulunmuştur. Bu durum tıpkı menopoz
sonrasında oluşan vajinal kurulukta olduğu gibi ağrılı cinsel ilişkilere
neden olabilir ve tıpkı o dönem kadınlarda olduğu gibi vajinal
lubrikant (nemlendirici) kullanımı ile bu sorun büyük ölçüde
giderilebilir. Bir diğer sık görülen ve düzeltilmesi gereken konu da kadın
hastadaki genital bölge mantar enfeksiyonlarıdır. Kötü kontrollü diyabetik
kadında sıktır ve ağrılı ilişkiye neden olabilir. Mutlaka tedavi edilmesi
ama daha önemlisi hijyene dikkat ederek oluşmasının engellenmesi
gereklidir.
Şeker Hastalığının tedavisinde kullanılan
insülinlerin korunması ve saklanmasında bazı tereddütlerin olduğu
bilinmektedir. Bu konuda yanlış bilinen bazı konuların düzeltilmesi
amacıyla küçük öneriler verilecektir. İnsülin flakonlarının, yedek
kartuşlarının ve kullan-at kalemlerin + (2 – 4) derecede buzdolabının
kapağında saklanması gereklidir. İnsülin kalemindeki kartuş +25 dereceye
kadar olan oda ısısında 6 haftaya kadar bozulmadan kalır. Dolayısı ile bu
ısıyı geçen durumlarda insülinin buzdolabı kapağında saklanması, ya da bir yerden
bir diğer yere gidilmesi sırasında korumalı olarak taşınması uygun
olur. İnsülini ve kalemleri güneş ışığı altına, soba kenarına, kalorifer
üstüne ve buzdolabının buzluk kısmına kesinlikle koymamak gerekir.
İnsülinlerin son kullanma tarihine dikkat ederek alınması önemlidir.
insülinin buzdolabındaki raf ömrü son kullanma tarihidir.
Gezegeni kurtaracak ve hepimizi besleyecek bir diyet mümkün mü?
Gezegeni kurtaracak ve hepimizi besleyecek bir diyet
mümkün mü?
Bu bir fantezi mi?
Çiftçilik gezegen için ne kadar
kötü?
Bilim insanları önümüzdeki on yıllarda eklenecek milyarlarca kişiyi nasıl besleyeceğimizi araştırıyor. Bu “küresel diyet” sağlıklı olmalı ve gezegeni yok etmemeli.
Bu diyet et ve süt ürünlerini tümüyle yasaklamıyor ancak muazzam bir değişim gerektiriyor.
Nedir bu değişim?
Et azaltılmalı, ayda 1 biftek veya haftada 1 burger. Haftada
1 balık veya tavuk olabilir. Ama o kadar. Protein ihtiyacı bitkilerden
sağlanmalı (fasulye, mercimek, bezelye). Sebze ve meyve belirgin artacak,
diyetin en az yarısı. Ayrıntılar şöyle:
1. Yemişler - 50g/g
2. Fasulye, mercimek, bezelye vd - 75g/g
3. Balık - 28g/g
4. Yumurta - 13g/g (Haftada 1’den biraz fazla)
5. Et - 14g/g, Tavuk 29 g/g
6. Karbohidrat – tam buğday, pirinç 232 g/g, 50 g/g lifli sebzeler
7. Süt ürünleri - 250g – 1 bardak süt eşdeğeri
8. Sebze (300g) ve meyve (200g)
9. 31 g şeker ve 50 g yağa yer var
Tadı nasıl olacak?
Araştırmacılardan Prof Walter Willet lezzetten emin. Bu içerik ile çok çeşit ve lezzette beslenmek mümkün diyor
Bu bir fantezi mi?
Beslenme biçimimizin bizi beslemesi mümkün değil. 2011’de nüfus 7 milyar, şu anda 7.7 milyar, 2050 yılında 10 milyar olacağı hesaplanıyor. Ek bir Dünya daha lazım. O yüzden küresel olarak beslenmemiz değişmek zorunda. Değişim için et vergisi gibi önlemler şart. Bu öneriler “Eat Lancet” komisyonun uzun çabalarıyla oluşturuldu.
Üstelik yaşam kurtarıcı. Bu tip beslenme ile kanser, inme, kalp hastalığı oranlarında azalma ile yılda 11 milyon insan yaşamı kurtulacak.
Çiftçilik gezegen için ne kadar
kötü?
Beslenmemiz için ayırdığımız toprak sera gazının %25’ine yol açıyor. Bu değer küresel elektrik ve ısınmaya eşit, tüm tren ve arabalardan daha fazla. Et endüstrisi % 15-18 arasında sera gazı oluşturuyor. Tarım ayrıca metan ve nitroz oksit, amonyak salınımı da yapıyor. Tarım ve hayvancılık tatlı su kaynaklarının % 70’ini kullanıyor.
Küresel diyet Dünya’yı kurtaracak mı?
Araştırıcıların amacı daha çok insanı beslerken aynı zamanda;
• Sera gazı salınımını azaltmak
• Türlerin yok oluşunu durdurmak
• Yeni tarım sahası açamamak
• Suyu korumak
Bu iş sadece diyet değişikliği ile olmayacak. Gıda israfının önlenmesi diğer en önemli konu.
Daha derine inmek isterseniz: https://eatforum.org/eat-lancet-commission/
Prof. Dr. Mehmet Emin KORKMAZ
Sağlık bilgileri için Prof. Dr. Mehmet Emin Korkmaz’ı izleyebileceğiniz adresler:
•Twitter uygulaması üzerinden: @MehmetE_Krkmz
•Instagram uygulaması üzerinden: https://www.instagram.com/korkmazmehmete
•Twitter uygulaması olmayan için twitter adresine ulaşım: https://mobile.twitter.com/mehmete_krkmz
•Google uygulaması üzerinden: https://profdrmehmeteminkorkmaz.business.site
•Web adresi: www.drmehmeteminkorkmaz.com/
•Muayenehane adresine ulaşım için: https://goo.gl/maps/e8PVLbZn3WM2
12 Haziran 2019 Çarşamba
Ameliyatsız Paravalvüler Kaçak Onarımı
Ameliyatsız Paravalvüler Kaçak Onarımı
Prof. Dr. Mehmet Emin KORKMAZ
Protez kapak aortaya takılmış ise kaçak aortadan sol ventriküle doğru, mitral pozisyonda ise sol ventrikülden solm atriyuma dıoğru olur. Bir olgu nedeniyle ameliyatsız olarak mitral paravalvüler kaçağın tamirini burada özetledim.
Mitral Kapak Yetersizliği Nedir ?
Mitral kapak, kalbin sol üst (sol kulakçık) ve alt (sol karıncık) odacıkları arasında bulunan kapakçıktır. Bu kapağın işlevi akciğerlerden gelen oksijenlenmiş kanın sol alt odacığa geçişine izin verirken kanın üst odacığa geri kaçışına da engel olmaktadır. Eğer protez kapağın dikiş halkası tam olarak çevre dokuya temas etmez ise kan üst odacığa, çok ileri derecede ise akciğer damarlarına kadar kaçabilir. Bu duruma mitral yetersizliği adı verilir.
Paravalvuler Mitral Yetersizliğin Sebepleri Nelerdir, Kimlerde Görülür?
Ameliyat sonrası dikiş halkasının aralanması % 10 -17 dolayında izlenir. Dokudaki kireçlenme, enfeksiyonlar, gelişen iyileşme dokusu gibi faktörler bu açılmaya neden olabilir. Geleneksel olan yöntem bu kapağın çıkartılıp yenisini takmaktır. Ancak ikinci ameliyat her zaman daha risklidir ve alternatif yöntem, kasık yoluyla girerek buraya bir tıkaç koymaktır.
Mitral Yetersizliği Olan Hastalarda Görülen Şikayetler Nelerdir?
Bu hastalar genellikle nefes darlığı, çabuk yorulma, çarpıntı ritm düzensizliği, bacaklarda ödem (şişme) bazen de daha önceden geçirilmiş felç ile karşımıza çıkarlar. Ciddi mitral yetersizliği olan hastalarda kapağa yönelik gerekli mekanik müdahale yapılmazsa, genellikle 5 yıl içerisinde hastaların yarısı kaybedilir.
Hangi Hastalarda paravalvüler Kaçak Tamir İşlemi Uygulanabilir?
İkinci kapak değiştirme ameliyatının çok riskli olduğu düşünülürse ameliyatsız olarak bu deliklerin kapğatılması uygun her hastada öncelikle düşünülmelidir.
Paravalvüler Kaçak Tamiri İşlemi İşlemi Nasıl Uygulanır?
Kapak kenarındaki kaçağın tamire uygun olduğu düşünülen hastalar anestezi bölümü ile birlikte anjiyografi laboratuvarına alınır. Hastalara narkoz verilip uyutulduktan sonraendoskopik ekokardiyografi eşliğinde işleme başlanır. Hastanın göğüs kafesi açılmadan kasık toplardamarından girilerek kalbin sağ kulakçığına ulaşılır. Sağ kulakçık ile sol kulakçığı ayıran bölmeden küçük bir delik açılarak sol kulakçığa geçilir. Sonrasında kapağın kenarındaki delik özel cihaz ile geçilerek tıkanır. İşlem sonrası hastanın kontrollerinde aksilik olmadığı saptanırsa 1-2 gün gözlem amaçlı yatırılarak hasta taburcu edilir.
Paravalvüler kaçak onarımı İşlemi Sonrası Neler Değişir?
Mitral yetersizliğinin bu yöntemle azaltılmasından sonra nefes darlığında azalma olur ve hastalar günlük işleri daha rahat yapabilir hale gelirler.. Bu işlemle, sıklıkla hastaneye yatmak zorunda olan hastalarda hastaneye yeniden yatma ihtiyacı çok azalır.
OLGU
Şekil 1. Ekokardiyografi görüntüleri
Şekil . Anjiyografi görüntüsü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








