20 Ağustos 2019 Salı

İÇ HASTALIKLARINDA 10 YENİLİK



Prof. Dr. Burçak Kayhan 

İÇ HASTALIKLARINDA 10 YENİLİK


1- Günümüzde batı toplumunda’ki beyaz ırkta kolorektal karsinom çok hızlı artmaktadır. Yıllık artış 2006-2015 arasında %1.1’dir. Bunun sebebi erken yaşta bir çok kanserojenle karşılaşılmasına bağlanmaktadır. Özetle ne kadar doğal o kadar sağlık.
2- Parkinson hastalığındaki en büyük sorun Parkinson benzer semptomlara sahip diğer dejeneratif nörolojik hastalıklara Parkinson tanısı konulmasıdır. Sonuç; bu hastalıklar tedavi olmadığı gibi, Parkinson tedavisinde istatistiki olarak başarısızlık görülmektedir.
3- Paroksismal ve ısrarlı Atrial fibrilasyonu olan hastalarda fibrilasyonu stres artırmaktadır. Bu tip hastalarda, Beta bloker fazlasıyla koruyucu olduğu gösterilmiştir. 
4- Aşırı terlemede cerrahi yolla yapılan sempatektomiden %13’e kadar cevap alınabildiği gösterilmiştir.
5- Sedef hastalığında biyolojik ilaçla tedaviyi belirlerken muhakkak karar verilmesi gereken 5 soru; 
a) Yandaş bir kronik hastalık var mı? Örn.;Ülseratif kolit, crohn vb.
b) Biyolojik ilaç seçiminin yararı kesin mi? 
Bu ilaçlar genelde 12 haftada bir kullanıldığından hastaların seyahatlerini engelleyebilmemekte.
c) Bu hastalığın tedavisinde kullanılacak ajandan ne kadar bir göç beklentisi var?
d) Hastalık vücutta nereye tutunmuş?
e) Hasta yaşı nedir?
6- Diabetlilerde karaciğer takibi çok önemlidir. En az 6 ayda bir USG ile karaciğer tetkiki yaptırmaları gerekir. Çünkü Diabet hastalığı alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığını belirgin olarak artırmaktadır. 
7- Multiple skleroz hastaları düzenli aldıkları tedaviyi 60 gün keserlerse hastalıkları %25 oranında atakla geri dönecektir ve bu nedenden dolayı ilaçlar kesilmemelidir. 
8- Sürekli kabız olan 40 yaş üstü bütün hastalara kolonoskopik muayene şarttır. Kabız kalmaya bağlı uzun dönemde gelişen bağırsak duvarlarında çökmeyle seyredip ileri dönemde bağırsağı delebilen divertikül hastalığından haberdar olunup önlem alınabilir.
9- 12-17 yaş arasındaki dönemde sigara kullananlarda ileri dönemde mental akıl gelişiminin yetersiz olduğu saptanmıştır. 
10- Düzensiz uyku KOAH ataklarını sıklaştırmaktadır.


ŞEKER HASTALIĞI (DİABETES MELLİTUS)


                                                                                                                                 Prof. Dr. Göksun Ayvaz

ŞEKER HASTALIĞI (DİABETES MELLİTUS)
Şeker Hastalığı (Diabetes Mellitus), tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de giderek artan bir toplum sağlığı problemidir. Tüm dünyada yaklaşık 360 milyon diyabetik hasta vardır. Ülkemizde ise 2000 yılında yapılan bir taramada 20 yaş ve üzerindekilerde % 7.2 oranında diyabetik ve bir o kadar da gizli şeker hastası olduğu gösterilmişken bu oran 10 sene sonra % 13.4’e yükselmiştir. Bunun birçok nedeni olmakla birlikte en bilinenleri toplumun giderek daha şişman hale gelmesi, kötü beslenme, hareketsizlik, psikolojik streslerdir.

Şeker Hastalığı, kan şekerinin yüksek olması halidir. Ayrıca buna küçük ve/veya büyük damar hastalıkları da eklenerek akut veya kronik komplikasyonlar oluşur. Açlık kan şekerinin en az iki kez 126’nın üzerinde veya günün herhangi bir saatinde kan şekerinin 200’ün üzerinde ölçülmesi Şeker Hastalığı tanısı koydurur. Açlık kan şekerinin 100-126 arasında olması, 2. saat tokluk kan şekerinin 140-200 arsında ölçülmesi ise Gizli Şeker (Prediyabet) olarak adlandırılır. Ancak bu durum da, aşikar Şeker Hastalığı kadar, özellikle damarlar üzerine zarar verici bir durumdur. Bu seviyede iken tanı konulup önlem alınması ve gerekiryorsa tedavi verilmesi, hastalığın yan etkilerinin oluşmasını engelleyebileceği gibi aşikar Şeker Hastalığına ilerlemesi de önlenebilir. Bu nedenle ailesinde erişkin tip Şeker Hastalığı olan kişilerin aralıklarla kontrol edilmesi çok önemlidir.

Erişkin tip Şeker Hastalığı (Tip 2 Diabetes Mellitus), daha ileri yaşlarda ortaya çıkar ve insülin salınımının veya salgılanan insülinin yapısının bozuk olması ve mevcut insüline vücutta direnç olması (İnsülin Direnci) sonucunda kan şekerinin düşürülmesinde zorluk vardır. Genetik olarak aileden geçer ve başta kilo alımı olmak üzere araya giren ağır psikolojik travmalar, ağır operasyonlar veya ciddi enfeksiyon hastalıkları ya da kullanılan bazı ilaçlar ile hastalık aşikar hale geçer. Şeker hastalarının % 90-95’ini oluşturur. Yaşam tarzı değişiklikleri, doğru beslenme ve egzersiz ile buna eklenen ağızdan kullanılan ilaçlar ve insülin kombinasyonları ile tedavi edilir.

Genç Tipi Şeker Hastalığı (Tip 1 Diabetes Mellitus) ise çocukluk yaşlarından itibaren genç yaşlarda görülür. Pankreasın tamamen harabiyeti sonucunda insülin üretiminin olamaması sonucuda ortaya çıkar. Mutlaka insülin ile tedavisi gereklidir. Hastaların % 5-10’unu oluşturur.

Şeker Hastalığında genel olarak kan şekerinin yükselmesine bağlı belirtiler olan çok ve sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, bunlara bağlı olarak çok su içme, bulanık görme, ellerde ve ayaklarda uyuşma, yanma, karıncalanma, veya üşüme hissinin olması, halsizlik, yorgunluk, sıvı kaybına bağlı kan basıncı düşmesi ve baş dönmesi, nedensiz ve iştah iyi olmasına rağmen kilo kayıpları, yaygın cilt ve kadınlarda genital kaşınmalar, kolay enfeksiyon gelişmesi veya oluşan enfeksiyonun kolay iyileşmemesi sıklıkla tanı konulmasına ya da hastalıktan şüphelenilmesine yol açar.

Şeker Hastalığının tadavisinde, bütün diğer kronik hastalıklarda olduğu gibi, takip çok önemlidir. Hastanın kendi açlık ve 2. saat tokluk kan şekerlerini, şeker ölçüm çubukları ile takip etmesinin yanı sıra, her şeyin yolunda gittiği bir hastada 3 ayda bir damardan açlık ve tokluk kan şekeri ile HbA1c(glukohemoglobin) denilen 2-3 aylık kan şekeri durumunu gösteren tetkiklerin yaptırılması, 6 ayda bir diğer kan tetkiklerinin değerlendirilmesi ve genel muayeneden geçmesi, senede bir kez de bütün bunlara ilaveten göz dibi muayenesi ile böbreklerin özel olarak incelendiği idrar tetkiklerinin yapılması çok önemlidir.

Şeker Hastalığında bazı konular gözardı edilip çok önemsenmeyebilir. Ancak bu durum hastalığın tedavisini ve kan şekeri ayarlarını bozucu sonuçlar oluşturabilir. Bunlardan biri de diş bakımıdır. Diş ve diş eti, iyi bakılmazsa tüm bireyler için zaman içinde bir enfeksiyon odağı haline gelebilir. Şeker Hastalığında iyi kan şekeri kontrolü sağlanmadığında tükrük miktarı azalır ve tükrükteki glukoz miktarı da artarak enfeksiyon ve çürüklerin ortaya çıkışı kolaylaşır. Şeker hastalığında enfeksiyon zor iyileşir. İyileşemeyen enfeksiyon da kan şekeri ayarını daha çok bozarak bir kısır döngü yaratır. Bu nedenle tip 1 Şeker Hastalığında çocukluktan itibaren, erişkin yaşlarda ise o güne kadar dikkat edilmemiş bile olsa o günden itibaren ağız hijyeninin sağlanması, günde hiç olmazsa iki kez usulüne uygun diş fırçalaması yapılması, çürük diş veya hasta diş eti varsa tedavi ettirilmesi de önemlidir.

Bir diğer önemli ama ihmal edilen bir konu olan diabetik ayak yarası, gerek Şeker Hastalığı olan hastalar, gerekse doktorlar için çözümü oldukça zor olan bir komplikasyondur. Şeker hastalarının %25’inde ayak problemi oluşur. Bunların %7’sinde hayatları boyunca en az bir kere ayak veya diz altında ülser gelişmektedir. Bu hastalarda bacaklarda uzuv kesilme operasyonları normal erişkinlere göre 5-15 kat artmıştır. Şeker Hastalığına bağlı ayak yarası olmaması için hastanın yapması gerekenler şöyle sıralanabilir: Hasta bacağı besleyen damarları korumak için sigara içmemeli, banyo için küvet doldurulmuşsa, ayakları suya sokmadan su ısısı kontrol edilmeli, ayakları soba, kalorifer ve termoforla ısıtmamalı, nasırlarına kesinlikle nasır yakısı kullanmamalı, nasırlara hekimler müdahale etmeli, kesinlikle yalın ayak yürümemeli (kumsalda-evde), lastikleri sıkan çoraplardan ve jartiyerlerden kaçınmalıdır.

Şeker Hastalığında hem erkek hem de kadında genital sistem ve cinsel hayatla ilgili yakınmalar ortaya çıkabilir. Erkekte bu yakınmalar, cinsel uyarılma sorunu, sertleşme güçlüğü, erken boşalma şeklindedir ve bununla ilgili yapılmış birçok çalışmada sıklık tip 1 Şeker Hastalığında % 20-36 arasında, tip 2 Şeker Hastalığında ise % 34-72 arasında bulunmuştur. Sertleşmeyi sağlamak için bu konuda etkili bazı ilaçlar ile penil protezler kulanılmakta ve erken boşalma için geciktirici krem ve köpük kullanılması da fayda sağlamaktadır.

Şeker Hastası kadınlarda genitoüriner belirti ve yakınmalar arasında vajinal kuruluk %30 ile önemli bir yer tutar ve Şeker Hastası olmayanlara göre 2 kat fazla görülür. Ağız kuruluğu olan hastada vajinal kuruluk daha sık bulunmuştur. Bu durum tıpkı menopoz sonrasında oluşan vajinal kurulukta olduğu gibi ağrılı cinsel ilişkilere neden olabilir ve tıpkı o dönem kadınlarda olduğu gibi vajinal lubrikant (nemlendirici) kullanımı ile bu sorun büyük ölçüde giderilebilir. Bir diğer sık görülen ve düzeltilmesi gereken konu da kadın hastadaki genital bölge mantar enfeksiyonlarıdır. Kötü kontrollü diyabetik kadında sıktır ve ağrılı ilişkiye neden olabilir. Mutlaka tedavi edilmesi ama daha önemlisi hijyene dikkat ederek oluşmasının engellenmesi gereklidir.

Şeker Hastalığının tedavisinde kullanılan insülinlerin korunması ve saklanmasında bazı tereddütlerin olduğu bilinmektedir. Bu konuda yanlış bilinen bazı konuların düzeltilmesi amacıyla küçük öneriler verilecektir. İnsülin flakonlarının, yedek kartuşlarının ve kullan-at kalemlerin + (2 – 4) derecede buzdolabının kapağında saklanması gereklidir. İnsülin kalemindeki kartuş +25 dereceye kadar olan oda ısısında 6 haftaya kadar bozulmadan kalır. Dolayısı ile bu ısıyı geçen durumlarda insülinin buzdolabı kapağında saklanması, ya da bir yerden bir diğer yere gidilmesi sırasında korumalı olarak taşınması uygun olur. İnsülini ve kalemleri güneş ışığı altına, soba kenarına, kalorifer üstüne ve buzdolabının buzluk kısmına kesinlikle koymamak gerekir. İnsülinlerin son kullanma tarihine dikkat ederek alınması önemlidir. insülinin buzdolabındaki raf ömrü son kullanma tarihidir.

Hastalık ortaya çıktıktan sonra, özellikle de uygun şekilde takip ve tedavi edilmediği zaman bazı kronik komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Orta ve büyük damarlarda oluşan daralmalar sonucunda kalp krizi, kalp yetmezliği, beyin kanaması veya beyin damarında tıkanma, bacak damarlarında tıkanma gelişebilirken, küçük damarlardaki hasara bağlı olarak göz arkasında kanama, böbrek yapı ve fonksiyonlarında bozulma, sinir sisteminde hasarlanma ve erkeklerde sertleşme problemleri görülebilmektedir. Bunların oluşmasına katkısı bulunan fazla kiloluluk, kan basıncı yüksekliği, kan yağlarında yükseklik gibi durumların tedavisi de, kan şekerinin düşürülmesi kadar önem taşımaktadır. Çünkü Şeker Hastalığı tedavisi sadece yüksek olan kan şekerini düşürmekten ibaret değildir.

Gezegeni kurtaracak ve hepimizi besleyecek bir diyet mümkün mü?

Gezegeni kurtaracak ve hepimizi besleyecek bir diyet mümkün mü?



Bilim insanları önümüzdeki on yıllarda eklenecek milyarlarca kişiyi nasıl besleyeceğimizi araştırıyor. Bu “küresel diyet” sağlıklı olmalı ve gezegeni yok etmemeli. 

Bu diyet et ve süt ürünlerini tümüyle yasaklamıyor ancak muazzam bir değişim gerektiriyor.


Nedir bu değişim?

Et azaltılmalı, ayda 1 biftek veya haftada 1 burger. Haftada 1 balık veya tavuk olabilir. Ama o kadar. Protein ihtiyacı bitkilerden sağlanmalı (fasulye, mercimek, bezelye). Sebze ve meyve belirgin artacak, diyetin en az yarısı. Ayrıntılar şöyle:

1. Yemişler - 50g/g
2. Fasulye, mercimek, bezelye vd - 75g/g
3. Balık - 28g/g
4. Yumurta - 13g/g (Haftada 1’den biraz fazla)
5. Et - 14g/g, Tavuk 29 g/g
6. Karbohidrat – tam buğday, pirinç 232 g/g, 50 g/g lifli sebzeler
7. Süt ürünleri - 250g – 1 bardak süt eşdeğeri
8. Sebze (300g) ve meyve (200g)
9. 31 g şeker ve 50 g yağa yer var

Tadı nasıl olacak?

Araştırmacılardan Prof Walter Willet lezzetten emin. Bu içerik ile çok çeşit ve lezzette beslenmek mümkün diyor



Bu bir fantezi mi?

Beslenme biçimimizin bizi beslemesi mümkün değil. 2011’de nüfus 7 milyar, şu anda 7.7 milyar, 2050 yılında 10 milyar olacağı hesaplanıyor. Ek bir Dünya daha lazım. O yüzden küresel olarak beslenmemiz değişmek zorunda. Değişim için et vergisi gibi önlemler şart. Bu öneriler “Eat Lancet” komisyonun uzun çabalarıyla oluşturuldu. 
Üstelik yaşam kurtarıcı. Bu tip beslenme ile kanser, inme, kalp hastalığı oranlarında azalma ile yılda 11 milyon insan yaşamı kurtulacak.

Çiftçilik gezegen için ne kadar kötü?

Beslenmemiz için ayırdığımız toprak sera gazının %25’ine yol açıyor. Bu değer küresel elektrik ve ısınmaya eşit, tüm tren ve arabalardan daha fazla. Et endüstrisi % 15-18 arasında sera gazı oluşturuyor. Tarım ayrıca metan ve nitroz oksit, amonyak salınımı da yapıyor. Tarım ve hayvancılık tatlı su kaynaklarının % 70’ini kullanıyor.
Küresel diyet Dünya’yı kurtaracak mı?
Araştırıcıların amacı daha çok insanı beslerken aynı zamanda;
Sera gazı salınımını azaltmak
Türlerin yok oluşunu durdurmak
Yeni tarım sahası açamamak
Suyu korumak
Bu iş sadece diyet değişikliği ile olmayacak. Gıda israfının önlenmesi diğer en önemli konu.
Daha derine inmek isterseniz: https://eatforum.org/eat-lancet-commission/


Prof. Dr. Mehmet Emin KORKMAZ

Sağlık bilgileri için Prof. Dr. Mehmet Emin Korkmaz’ı izleyebileceğiniz adresler:
•Twitter uygulaması üzerinden: @MehmetE_Krkmz
•Instagram uygulaması üzerinden: https://www.instagram.com/korkmazmehmete
•Twitter uygulaması olmayan için twitter adresine ulaşım: https://mobile.twitter.com/mehmete_krkmz
•Google uygulaması üzerinden: https://profdrmehmeteminkorkmaz.business.site
•Muayenehane adresine ulaşım için: https://goo.gl/maps/e8PVLbZn3WM2








12 Haziran 2019 Çarşamba

Ameliyatsız Paravalvüler Kaçak Onarımı

Ameliyatsız Paravalvüler Kaçak Onarımı

Prof. Dr. Mehmet Emin KORKMAZ


Paravalvüler kaçak, daha önceden protez kapak takılan hastalarda bu kapakların kenarında, dikiş halkalarında açılan deliklerdir. Bu deliklerden geriye doğru kan geçer ve takılan protez kapağın tam olark işlev görmesini bozar.
Protez kapak aortaya takılmış ise kaçak aortadan sol ventriküle doğru, mitral pozisyonda ise sol ventrikülden solm atriyuma dıoğru olur. Bir olgu nedeniyle ameliyatsız olarak mitral paravalvüler kaçağın tamirini burada özetledim.

Mitral Kapak Yetersizliği Nedir ?
Mitral kapak, kalbin sol üst (sol kulakçık) ve alt (sol karıncık) odacıkları arasında bulunan kapakçıktır. Bu kapağın işlevi akciğerlerden gelen oksijenlenmiş kanın sol alt odacığa geçişine izin verirken kanın üst odacığa geri kaçışına da engel olmaktadır. Eğer protez kapağın dikiş halkası tam olarak çevre dokuya temas etmez ise kan üst odacığa, çok ileri derecede ise akciğer damarlarına kadar kaçabilir. Bu duruma mitral yetersizliği adı verilir.
Paravalvuler Mitral Yetersizliğin Sebepleri Nelerdir, Kimlerde Görülür?
Ameliyat sonrası dikiş halkasının aralanması % 10 -17 dolayında izlenir. Dokudaki kireçlenme, enfeksiyonlar, gelişen iyileşme dokusu gibi faktörler bu açılmaya neden olabilir. Geleneksel olan yöntem bu kapağın çıkartılıp yenisini takmaktır. Ancak ikinci ameliyat her zaman daha risklidir ve alternatif yöntem, kasık yoluyla girerek buraya bir tıkaç koymaktır.

Mitral Yetersizliği Olan Hastalarda Görülen Şikayetler Nelerdir?
Bu hastalar genellikle nefes darlığı, çabuk yorulma, çarpıntı ritm düzensizliği, bacaklarda ödem (şişme) bazen de daha önceden geçirilmiş felç ile karşımıza çıkarlar. Ciddi mitral yetersizliği olan hastalarda kapağa yönelik gerekli mekanik müdahale yapılmazsa, genellikle 5 yıl içerisinde hastaların yarısı kaybedilir.

Hangi Hastalarda paravalvüler Kaçak Tamir İşlemi Uygulanabilir?
İkinci kapak değiştirme ameliyatının çok riskli olduğu düşünülürse ameliyatsız olarak bu deliklerin kapğatılması uygun her hastada öncelikle düşünülmelidir.

Paravalvüler Kaçak Tamiri İşlemi İşlemi Nasıl Uygulanır?
Kapak kenarındaki kaçağın tamire uygun olduğu düşünülen hastalar anestezi bölümü ile birlikte anjiyografi laboratuvarına alınır. Hastalara narkoz verilip uyutulduktan sonraendoskopik ekokardiyografi eşliğinde işleme başlanır. Hastanın göğüs kafesi açılmadan kasık toplardamarından girilerek kalbin sağ kulakçığına ulaşılır. Sağ kulakçık ile sol kulakçığı ayıran bölmeden küçük bir delik açılarak sol kulakçığa geçilir. Sonrasında kapağın kenarındaki delik özel cihaz ile geçilerek tıkanır. İşlem sonrası hastanın kontrollerinde aksilik olmadığı saptanırsa 1-2 gün gözlem amaçlı yatırılarak hasta taburcu edilir.

Paravalvüler kaçak onarımı İşlemi Sonrası Neler Değişir?
Mitral yetersizliğinin bu yöntemle azaltılmasından sonra nefes darlığında azalma olur ve hastalar günlük işleri daha rahat yapabilir hale gelirler.. Bu işlemle, sıklıkla hastaneye yatmak zorunda olan hastalarda hastaneye yeniden yatma ihtiyacı çok azalır.

OLGU
Şekil 1. Ekokardiyografi görüntüleri


A ve B’de işlem öncesi protez kapağın ön ve üst bölgesinde 12 mm çaplı delik izlenmekte. C ve D ise tıkaç ile bu deliğin kapatıldığını ve kaçağın tümüyle ortadan kalktığını gösteriyor.

Şekil . Anjiyografi görüntüsü


Tıp Haberleri - Tıp Dünyasından 10 Güncel Haber




Tıp Haberleri 

Prof. Dr. Burçak Kayhan


1-Hepatit B ve Hepatit C hastaları tedavi olmadıkları taktirde, Hepatit B taşıyıcılarıyla beraber karaciğerlerinde kanser gelişme riskine sahip oluyorlar. Geriye dönük gözlem ve yapılan son çalışmalarla kalp veya diğer nedenlerle Asprin kullanan hepatit B ve C li hasta ve/veya taşıyıcılarda karaciğer kanser gelişiminin daha az sıklıkta görüldüğü gözlemlenmiştir.

2-Alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığına sahip şişman ve şişman olmayanların bağırsaklarındaki mikrobiyotanın farklı olduğu gözlemlendi.Bu sebeple kilo boy endeksi göz önüne alınarak alkole bağlı olmayan yağlı karaciğer hastalığına sahip hastalara probiyotik tedavilerinde içerik olarak seçici davranmak gerektiği ortaya çıkmıştır.

3-Dünya sağlık örgütüne göre 2045 yılında dünya yüzeyinde tüberküloz hastalığının kalmaması hedeflenmektedir.

4-Yeni bilgiler ince barsak ve barsaklarımızda yaşayan bize faydalı bakterilerin geleceğimizi sağlık yönünden belirlediği ortaya çıkmıştır. Bu bakterilerin oluşumunda dolayısıyla sağlık geleceğimizde bu bakterilerin hangi bakterilerden oluşacağını belirleyen belli başlı çevresel faktörler; stres, anne sütü alıp almadığımız, süt ürünleriyle beslenimimiz ve çocukluk zamanında kullanılan ilaçlar belirleyici olmaktadır.

5-Düzenli egzersizin kolon kanserinin azalttığı gösterilmiştir.

6-Sigara içmek kolon kanser riskini belirgin olarak arttırmaktadır.

7-Alkol tüketiminin doza bağlı olmak şartıyla kolon kanserini artırdığı bilinmektedir.

8-Meme implantasyonu sonrası implant materyaline bağlı olarak meme implantasyonuyla ilgili anaplastik büyük hücreli lenfoma gelişebilmektedir.

9-Son yapılan çalışmalarda nazal oksitosin sprey sıkımıyla obesitenin beyin yoluyla kontrol edildiği ve kilo verilebildiği gösterilmiştir.

10-İkinci derece hemoroidde infrared tedavisiyle hasta acı vermeden toplam üç seansta hemoroidlerinden kurtarıldığı gösterilmiştir.

Beyin Tümörü Ameliyatında En Son Teknoloji



Beyin Tümörü Ameliyatında En Son Teknoloji

Prof. Dr. Semih Keskil


Beyin tümör ameliyatı ve omurilik tümörü ameliyatında amaç genellikle, tümör kütlesini küçültüp çevredeki sinir sistemine yaptığı baskıyı azaltmaktır. Böylece tümör hücre sayısı azaltılarak, kemoterapi yani ilaçlar ile yapılan ve/veya radyoterapi yani yüksek enerjili parçacıklarla yapılan tedavilerin başarılı olma şansı artırılır. Beyin tümörünün ve omurilik tümörünün tam anlamıyla tedavi edilmesi çoğu zaman mümkün olmasa da, en azından hastanın yaşam kalitesinin korunması ve hayatta kalma süresinin uzatılması söz konusudur.
Beyin tümörü ameliyatları ve omurilik tümörü ameliyatları, tüm ameliyatlar arasında en tehlikeli olanlardır. Zorluk ameliyatın beyin ve omurilik üzerinde yani sadece kalp gibi kıpırdayan veya ciğer gibi çok kanayan bir organda değil de; düşünen, konuşan, akıl yürüten, icat yapan ve hatta ameliyat yapan bir organda yapılıyor olmasından kaynaklanır. Üstelik bu organ adeta su muhallebisi kıvamındadır. Bu nedenle beyin tümör ameliyatları ve omurilik tümörü ameliyatları saatler sürmekte, beyin cerrahları diğer cerrahlara göre çok daha zor yetişmekte ve de yüksek teknolojiye sahip çok pahalı cihazlar kullanılmaktadır. 
Nöronavigasyon sistemiyle ameliyat öncesi elde edilen görüntüler ameliyathanede canlı ve 3 boyutlu olarak sanal ortamda yeniden oluşturulup, beyin cerrahının o an beynin veya omuriliğin neresine dokunmakta olduğunu ekranda görebilmesi sağlanmakta; ultrasonik aspiratör cihazıyla ses dalgaları kulllanarak sadece tümör dokusunun parçalanması ama normal beyin doku ve damarlarının zarar görmemesi sağlanarak tümör adeta beyne el sürmeden çıkarılabilmekte; cerrahın görüşünü kırk kat artıran ameliyat mikroskopları ve özel boyalar yardımı ile tabiri caizse tümör hücreleri tek tek temizlenebilmekte; endoskoplar sayesinde köşelerin arkası görülebilmekte; ameliyathanede kullanılan ultrasonografi ve tomografi cihazları sayesinde ameliyat sırasında tümördeki değişiklikler görüntülenmekte; nöromonitörizasyonla sinir sistemine ameliyat sırasında verilen zarar anında tespit edilebilmekte; yani modern tıp sayesinde günümüzde beyin ameliyatları ve omurilik ameliyatları yüksek başarı oranı ile yapılabilmektedir.
Alet işler, el övünür...

24 Mayıs 2019 Cuma


Spor Yapmalı mıyım?

Spor, sağlık için şart. Bunu biliyoruz. Peki ama hangi spor ve nasıl spor yapmalı? Bu çok önemli bir soru! Eğer uzun bir spor geçmişiniz yoksa, bir yakınızın tavsiyesi ile veya kafanıza göre spora başlarsanız; yarardan çok zarar göreceğinizi bilin. Futbol, basketbol, tenis, voleybol gibi ağır sporlar; zaten belli bir yaştan sonra ancak elit sporculara göre işler. Aman ha çivi çiviyi söker diye kendinizi zorlamayın.

En yararlı spor olduğu söylenen yüzme bile, eğer düzgün bir stille yüzemiyorsanız; yani düzgün bir yüzme eğitimi almadıysanız en azından boynunuza zarar verecektir. Ya da herhangi bir spor salonundaki, eğitiminin ne olduğu belirsiz bir spor koçunun sizi zarar görünceye kadar zorlayabileceğini hiç unutmayın.

Eğer doktorunuz size egzersiz önerdi ise, bu egzersizleri başlangıçta mutlaka fizyoterapist eşliğinde öğrenin ve onların tavsiyelerinin dışına asla çıkmayın. Zararın neresinden dönülse kardır…

Egzersiz Yapmalı mıyım?

Diğer tüm doktorlar gibi, beyin cerrahı omurga uzmanları da; egzersiz önemini sürekli vurgulamaktadırlar. Gerçekten size uygun olanlar arasından seçilmiş egzersiz ağrılarınızı azaltabilir, hatta hızlı ve belirgin iyileşme bile sağlayıp sizi tekrarlayan ağrılara karşı korur. Egzersizlerinizi evde, çok az teknik ekipmanla yapabilmek için; öncelikle hangi egzersiz yapılmalı karar verecek ve bu hareketleri düzenleyecek bir fizik tedavi uzmanı veya fizyoterapist bulmalı ve kendisiyle iyi bir iletişim kurmalısınız. Ameliyat sonrasında bile, basit esneme hareketlerinden  başlayarak hareket aralığı kademeli ve dikkatli bir şekilde arttırılacak; egzersizlere ağrının yeniden başlamadığı noktaya kadar devam edilecektir.

Aslında “pilates” denen egzersiz, insan omurgası için; yani boynunuz, beliniz veya sırtınız için yapabileceğiniz en iyi ekzersiz türüdür. Çünkü bu zaten omurga sağlığı için geliştirilmiştir. Deneyimli bir hoca eşliğinde yapılarak öğrenildiğinde; herkesin, her yerde, herhangi bir alete veya cihaza ihtiyaç olmaksızın yapabileceği kadar da basittir. Biz hastalarımıza hep “pilates” öneriyoruz.

Tüm vücut hareketleri ve duruşu (dik oturtmak ve dik durmak da dahil) yeterli kas gücüne ve esnekliğine ihtiyaç duyar. Bu güçlü kaslar da ancak yavaş şekilde yapılan germe ve güçlendirme egzersizleri ile elde edilebilir. Egzersiz sırasında ortaya çıkan ve vücudunuzun merkezinden dışa doğru, yani kol veya bacaklara uzanan ağrılar; egzersize devam edildikçe giderek vücudunuzun merkezinde toplanacak ve  gelişme gösterip iyileşmeye başladığınız anlamına gelecektir. Tabii ki ciddi derecede ve ani ağrınız olursa egzersize devam etmeyin ve doktorunuzu durumdan haberdar edin.

Yürüme, yüzme ve bisiklet sürme gibi aerobik egzersizler ise kaslarınızı güçlendirir. Bunun da iki yararı olur: Birincisi, kan akımını hızlanır, besin öğeleri hasarlı bölgeye daha bol gelir ve dokuların tamiri kolaylaşır. İkincisi de, dayanıklılığınız artarak günlük yaşam işlevleriniz gelişir ve iş yapabilirliğiniz artar. Özellikle vücudun merkez kısmındaki kaslar; kor egzersizleri ile güçlendirilirse, dengeyi sağlayarak günlük hareketleri çok daha rahat yapmanızı sağlar ve düşme riskinizi azaltır.

Kilo Sorunu

Sizce belediyeler kaçak kat çıkılmış binaları niye yıkıyorlar? Yıkılıp ta içindeki insanlara zarar vermesin diye, değil mi? Veya minibüslere niye ayakta yolcu aldırmıyor trafik polisleri? Fren yaptığında durabilsin, kan dökülmesin diye değil mi? İşte doktorunuz da sizin fazla kilosahibi, şişman veya tıbbi adı ile obez olduğunuz veya kilo sorunu sahibi olduğunuz için bu kiloların ne kadarından kurtulmanız gerektiğini söyledi ise, başınıza daha kötü durumlar gelmesin diye söyledi.

Henüz bu konuda yasal yaptırımlar yok, ama aklı başında bir insanın bu uyarıyı sanki yasal bir uyarı-ilahi bir mesaj gibi ciddiye alması gerekir. Artık diyet mi yaparsınız, spor mu yaparsınız… Ama bir önlem almazsanız inanın çok pişman olacaksınız, hem de çok! Şişman ve sağlıklı ve yaşlı bir insan sadece bir şehir efsanesi. Bu üçü bir arada olamıyor. Tek başınıza kilo vermeyi başaramıyorsanız, mutlaka bir uzman yardımı alın. Sırasıyla söylüyorum; diyetisyen, metabolizma uzmanı bir doktor, obezite cerrahı. Unutmayın en erken ve en kolay tanı konabilen hastalık, şişmanlıktır… Ancak tedavisi de bir o kadar zordur, sizi ancak kendiniz tedavi edebilirsiniz. Eline sağlık ama beline zarar…


Prof Semih Keskil, MD, PhD (he/his)

Bestekar Sk 65/21 Kavaklıdere Ankara TURKEY

00 90 312 427 0190

00 90 532 169 8838

00 90 542 233 4857

www.semihkeskil.com